Patronu olmayan şirketlerde yönetim zafiyeti

Kapitalist sistemin yarattığı iktisadi işletmeler sermaye koyan sermayedarın (kapitalistin-patronun) sermayesi karşılığı kâr elde etmesine yönelik organizasyonlardır. Şirket demek sahibi kapitalist olan kar amaçlı kuruluş demektir.

Ancak bazı alanlarda şirketlerin sahibi vakıflar, dernekler, çalışanlar, küçük birikimlerini bir araya getiren küçük yatırımcılardan da oluşur. İşin niteliği bunu gerektirir. Böyle durumlarda genellikle şirketlerin yönetiminde etkinlik ve verimlilik sağlanamaz ve dolayısıyla yönetim zafiyeti çıkar. Çünkü patron iradesi yoktur.

CUMHURİYET'TE YÖNETİM ZAFİYETİ

Bugünlerde çoğu gazetecinin ve yazarın yetiştiği efsane isimlerin durağı ve hepimizin duygusal bağlarla bağlandığı Cumhuriyet gazetesinde çalkantılar olmasının nedeni gazetenin yönetim zafiyetinden kaynaklanmaktadır. Cumhuriyet isminin imtiyazı Cumhuriyet Vakfına aittir. Bu vakıf gazetenin resmi senette yazıldığı ilkeler çerçevesinde çıkartılması amacına özgülenmiştir. Vakıf Berin Nadi vasiyeti ile kurulmuş ve Berin Nadi'nin ve Nadi ailesinin iradesini temsil etmektedir. Resmi senede göre vakfı 12 kişilik yönetim kurulu yönetmektedir. Yönetim Kurulu üyeleri iki yılda bir değişmektedir. Her üye yeniden ve yönetim kuruluna herkes seçilebilmektedir.

Öte yandan vakıf imtiyazlı ortak olduğu şirketler vasıtasıyla gazeteyi çıkartmaktadır. Patronu olmayan şirketlerin ayakta kalması İlhan Selçuk'un ünlü üçgen formülü ile aşılmıştır. Vakıf patron, Cumhuriyet'i sevenlerin katkılarını alacak holding üçgenin B noktası, gazeteyi çıkaracak ajans da C noktası. Bu sistemde Vakıf imtiyazı nedeniyle şirketlere ortak olmak mümkün, ancak sahip olunması mümkün değildir. Bu üçgen modeli İlhan Selçuk'un karizması ve önderliğinde yürüyen bir model olmuştur. Üçgenin B noktasına gazeteyi seven ve İlhan Selçuk'u kıramayan iş adamları yerleşmiştir. Ancak B noktasına yerleşme iş adamlarının kendi şirketlerini yönetme tarzlarını burada da uygulama iradesini sağlamamıştır. Çünkü vakfın isim hakkı sahipliği ve yönetme imtiyazı vardır. Bu sistem güçlü lider yönetiminde uygulanabilir mantıklı bir sistemdir.

Ancak İlhan Selçuk'un vefatı ve Ergenekon süreci nedeniyle verimli ve etkin kabul edebileceğimiz sistem aksamaya başlamıştır.

Çünkü Vakıf yönetim kurulu genellikle yazarlar ve çalışanlardan oluşmuştur. Gazete çalışanları vakıf yönetim kurulunda görev yaparak hem patron hem de çalışan durumuna gelmiştir.

Bu da iktisadi matematiğe aykırılık oluşturmaktadır. Örneğin genel yayın yönetmeni hem vakıf genel saymanı hem de şirketlerde yönetim kurulu üyesi ve de genel yayın müdürüdür. Bordrolu çalışan kişiler aynı zamanda vakıf yönetim kurulu üyesi olmuştur.

Tabi burada çalışanların, yazarların vakıf yönetimine girmesini engelleyen hukuki bir düzenleme olmamakla birlikte iktisadi işletmelerin niteliğine, ticaretin mantığına ters düşmektedir. Üstelik yönetim kurulunda etkinliği sağlayacak ve sorunları çözme iradesi koyacak bir İlhan Selçuk artık yoktur. Bu durumda kendi aralarında anlaşamayan genellikle birbirlerinin kuyusunu kazan gazetecilerin ve çalışanların yönettiği vakıf ve şirketlerde anlayış ve hesap farklılıklarının su yüzüne çıkması doğaldır. Nitekim Cumhuriyet gazetemizde yaşananların sebebi de budur.

GAZETE RESMİ SENEDE AYKIRI DAVRANAMAZ

Burada gözden kaçan bir husus var. O da Vakıf resmi senedindeki kurucunun gazetenin nasıl çıkartılacağına dair iradesine aykırı davranılmaması gerektiğidir. Bu gazete Kürtçülük yapamaz. Bu gazete Atatürk'ün sevgisinden uzaklaşamaz. Bu gazete Ortaçağ temsilcilerini alkışlayanların ve onu demokrat kabul edenlerin cirit attığı bir gazete olamaz.

Bu nedenle biz okuyuculara çok iş düşüyor. Vakfı ve şirketleri Cumhuriyet Vakfı senedindeki kurucu iradesine uygun çıkartmaya davet etmek. Gazeteyi çeşitlendirip zenginleştirelim derken bambaşka bir gazete haline getiremezsin, demek. Tabi burada yazarların da sorumluluğu var. Gazete gazeteciler ve yazarları ile bir üründür. Bu nedenle ürünün bileşenlerinin ağırlığını koyması da gerekmektedir.

Sığınacağımız kaç liman var ki Cumhuriyet'in batmasına veya kötü bir gazete olmasına gönlümüz razı olsun. Razı olamayız ve olmamalıyız...