Rusya’da kritik saatler!

Uçağa bindiğimizde hepimiz endişeliydik. Rus uçağının düşürülmesinin üstünden bir ay bile geçmemişti. Türklere karşı öfke seli her geçen gün daha da kabarıyordu. Uçaktan indirilen Türkler sudan bahanelerle tutuklanıyordu. Moskova’da uçaktan iner inmez bir Rus görevli bizi karşıladı. Birdenbire kendimizi en üst düzeydeki VİP salonunda buluverdik! Kısa süre sonra çiçek bahçesini andıran enfes villalarda bavullarımızı açmaya başladık...

YA BİR YOL BULMALI YA DA BİR YOL YAPMALIYDIK!
Türkiye uçak krizinden sonra dümeni bozulmuş gemi gibi sürükleniyordu. “Fırsat bu fırsat” diyen emperyalist sistem Kürt koridoruna yüklendikçe yükleniyordu. Ekonomi ağır bir darbe almıştı. Ülkemiz elimizden kayıyordu. Bir şeyler yapmalıydık. Görüşeceğimiz kişi ve kuruluşlar Rus devletinin kalbinde yer alıyordu. Putin’e en yakın, karar alma süreçlerinde belirleyici olan beyin takımı karşımızdaydı. Her sözcüğü dikkatli seçmeliydik. Yapacağımız bir hatanın geriye dönüşü yoktu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE İRTİBATA GEÇİN!
Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde uzun yıllar hapiste kaldığımız için bizim konumumuz karşı tarafta heyecan uyandırmıştı. Doğrusu, söyleyeceklerimizi pek de merak ettikleri bakışlarından anlaşılıyordu. Türk-Rus ilişkilerini, tarihsel arka planı da ihmal etmeyerek uzun uzun anlattık. Sabırla dinlediklerini görünce, sorun sahalarını da tek tek analiz ettik! Çok açık sözlüydük... Kriz sonrasında Rusların Türkiye’ye yönelik, bizce doğru olmayan politikalarını sertçe eleştirdik! “Bindiğiniz dalı kesmeyin!” dedik. Ve de sadede geldik! Derhal Cumhurbaşkanı Erdoğan ile temasa geçin!
Bütün ezberleri bozuldu. Birbirlerine baktılar! Düşen uçağı gündeme getirdiler... “Bu olaydan en fazla zarar gören kişinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu” söyledik. “Bunun bir tertip olduğunu” anlatarak, 25 Kasım 2015 günü Aydınlık’ın attığı manşeti gösterdik: “Türkiye’ye kurulan tuzak!” Herhalde akıllarından şunlar geçiyordu: “Kemalist subaylar, cezaevi ile tanışmalarına rağmen Rus devletini Cumhurbaşkanı Erdoğan ile uzlaşmaya davet ediyorlar! Dur bakalım ne olacak?”

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A KARŞI TSK DARBE YAPAR MI?
Biraz da çekinerek şu soruyu sordular: “TSK, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı bir darbe yapar mı?” Yine çok açık sözlüydük: “TSK’nın Atatürkçü, vatansever kesimi asla böyle bir teşebbüste bulunmaz! Emir komuta sistemi içinde de böyle bir girişim olmaz! Ama böyle bir darbe olasılığı, maalesef vardır. Bu girişimi Ordu içinde giderek güçlenen FETÖ’cü grup ABD’ye dayanarak yapabilir. FETÖ, şu anda Türkiye için en ciddi ve en önemli tehdittir! Rusya olarak, şimdiden bu olasılığa karşı hazırlıklı olun!”

PKK/PYD KIRMIZI ÇİZGİDİR!
Bölgesel meseleleri konuşurken bir noktanın altını çizdik... PKK/PYD hem Türk devleti hem de Türk milleti için en hassas konudur. Bu alanda Türkiye’yi anlamazsanız, ilişkiler kurulsa bile ilerlemez ve stratejik bir boyuta taşınmaz! ABD’nin kara gücüne Moskova’da ofis açmak, herhalde Rusya’nın da çıkarına uygun değildir ama tabii ki bu sizin bileceğiniz bir konu! Cevaben, “bu konunun Rusya için hayati bir çıkar alanı olmadığını ve biraz da konjonktürel nedenlerden kaynaklandığını” söylediler... Türkiye ile ilişkiler geliştikçe, Rusya’nın PYD’yi sırtından atacağını düşünüyorum...

SURİYE, TÜRKİYE VE RUSYA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ İÇ İÇE!
Putin’e doğrudan bağlı Stratejik Araştırma Merkezi’nde konuşmacıyı dikkatle dinliyordum. Şunu söylüyordu: “Suriye, Türkiye ve Rusya’nın toprak bütünlüğü birbiri ile çok yakından ilişkilidir. En hassas ülke Suriye’dir. Dağılma güneyden başlar, kuzeye doğru ilerler!” Bu sözleri duyduğumda, biz denizcilerin çok kullandığı bir deyim aklıma geldi: “Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür!” O halde kendilerinin de bağlı olduğu zinciri kurtarmak istiyorlarsa Türkiye ve Rusya, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak için ortak hareket etmelidir.
Peki, Moskova’daki nefes kesen ziyaretimiz nasıl bir etki yaratmıştı? Bunun cevabını Rusya’da Putin’e en yakın kişilerden biri olarak tanınan Konstantin Maloyelev kameralar karşısında şöyle dillendirdi: “Bu ziyaret çok faydalı oldu. Bir kırılma noktasıydı. Bu ziyaretten sonra Erdoğan’ın özür dilemesi durumunda, tekrar anlaşmaya varılması kanısı ortaya çıktı.”