Bir yaz sonu

Ağustosun son günleriydi, ay kaybolmuştu. Kuvvetli med cezir nedeniyle deniz çekilmiş, güçlü bir meltem rüzgarı çıkmış, dalgalar saflar halinde sahile akın ediyordu. Tatilciler kıyıya dolmuş, sevinçli bir beklentiyle köpük köpüğe gelen ve gürültüyle kırılan dalgalara kimi dalıyor, kimi hopluyor, minikler kumsala kaçışıyordu. Çığlıklar, kahkahalar birbirine karışıyordu. Her zamanki gibi dalgaların biraz gerisinde, eski bir dalgakıran olan Karpuz Kaldıran iskelesinin merdivenlerden inip, suya daldım. Ayağım yere deyince şaşırdım. Her zaman 2,5 m. olan derinlik 1,5 m. ye düşmüştü.  Fazla açılmadan denizdeki sal ile iskele arasında ufak daireler halinde yüzüyor, bulunduğum yerde kabaran dalgalarla birlikte denizde bir yükselip bir alçalıyordum. Burası Lara’da, Düden şelalesinin denize ulaştığı küçükçe bir körfezdi. Gündüz saatlerinde motorlarla turistler getirilir, bir seyir ve yüzme molası verilirdi. Kıyıda dinlenme tesisleri vardı. Semte adını veren Güzel Oba köyüne, mübadele sırasında İzmir iskelelerine hırçın deniz nedeniyle yanaşamayan Selanikli ve Kesindireli mübadillere Atatürk tarafından burada toprak verilmişti. Şimdi ise o köy evlerinin ve bağların yerinde büyüklü küçüklü sitelerde ve turist otellerinde yerli yabancı tatilciler oturuyordu. 

MAGYDOS

Bulutlu akşam saatinde güneş bir görünüyor bir kayboluyordu. Denize indiğim iskele antik bir dalgakırandı ve Magydos limanını ikiye ayırıyordu. Dipteki batık harabe, güneş ışıkları yatık geldiği için hayal meyal seçiliyordu. Sahilde tek başına bir su kemeri ve küçük limanın girişindeki arınma hamamı iyi korunmuş bir şekilde ayaktaydı. Tek tük sütunlar ve Korint (yaprak) bezemeli başlıklar ustalıkla gizlenmişti. Kabataş devrinden beri iskân gören Antalya Körfezinin Batısında, 2 bin küsur yıllık varlıkları Hatti-Hitit yazıtlarından öğrenilen; özgün dilleri ve yazıları olan kentler dayanışmasına Lukka/Likya Birliği denirdi. Aynı şekilde körfezin Doğusunda “her soyun ülkesi” anlamındaki Pamfilya’nın; Attaleia (Antalya), Perge, Magydos, Lyrbe ve Sillyon kentler birliği yer almıştı. Okuduğuma göre Magydos limanı MÖ 400’lerde kurulmuştu. Bir zamanlar Aksu Köy Enstitüsü (1) bitişiğindeki Perge antik kentiyle, Magydos’u bağlayan yol aynı zamanda İç Anadolu’ya açılan bir kapıydı.  M.S. 81- 268 yılları arasındaki Doğu Roma Birliği (395-1453) döneminde basılan Magydos sıkkelerinin üzerinde, tüccarların koruyucusu Tanrı Hermes kabartması olurdu. Deniz suyu 29 C dereceydi ama yer yer buz gibi soğuk su akıntısını da hissediyordum. Birden sahildeki o incir ağacının dibinden çıkan şifalı suda koskoca karpuzların soğutulduğunu hatırladım. O sırada sahildeki cankurtaranın elindeki megafonu yerine koyduğunu gördüm. Güneş iyice batıya devrilmiş vakit 18.30 sularıydı.

KERATA İRİBAŞ 

Aniden kalçama bir şey değdi ve beni aşağı çekti. Gökyüzüne baktım masmaviydi. Acaba sonum mu gelmişti? Tekrar suyun yüzüne çıktım, etimi ağzına almış bir canlı ile kıyıya doğru yüzmeye başladım. Çenesi çok kuvvetliydi ve kaptığı yeri kopartmaya çalışıyordu. Oraya kadar gelen köpek balığı hiç duyulmamıştı. Attığım çığlıkları duyanlar iskeleye dizilmiş beni seyrediyordu. Bir an acaba zıpkın mı saplandı diye düşündüm. Rüzgâr hızlanmış dalgalar büyümüştü. Batıp çıkıyordum. Hem sahile yakın hem de duyduğum acı nedeniyle uzaktım. Aklıma Poseidon’un üçlü demir mızrağı geldi. Öfkelendiğinde bununla denizleri çalkalar, fırtınalar, dev dalgalar hatta adalar yaratırdı. Bir can simidi bile atılmamıştı iskeleden nedense? O varlık birden beni bıraktı ama ikinci kez saldırdı. Vazgeçmiyordu. Suyun içine bakınca şaşkınlıkla kurşuni yeşil renkte sivri bir baş ve iri iki gürbüz kol gördüm. Soğukkanlılıkla ne olduğunu hâlâ anlamadığım bu canlının başını elimle itince beni bıraktı. O sırada sahilden bana doğru yüzen 4 erkek gördüm.  En yakındakinin elini tuttum.  Revirde bana saldıran canlının deniz kaplumbağası olduğunu ve bu konuda megafonla anons yapıldığını öğrendim.  Bulunduğum kıyıda birkaç saldırı olmuş, bitişik Örnekköy sahilinde sırt üstü yüzen bir hanımdan parça koparmıştı dev bir kaplumbağa. Yapılan araştırmalara göre Caretta Carerettaların besin saati akşam üstüydü. Deniz kabuklularını vantuzla çekip, dişsiz ama çok güçlü çeneleri ile ezer, deniz otları, balık, denizanası yerlerdi. Güneş batarken av ile insanı şaşırabilir, ak teni deniz anası ile karıştırabilirlerdi. Artık deniz kaplumbağalarının doğal yerleşkeleri insanlar tarafından işgal edilmiş, yavrulama alanları sınırlanmıştı. Belki de alanları koruyorlardı. Ama iklim değişikliği ve insanların verdiği bazı yiyeceklerle beslenmeye alıştıkları için kıyılarda yiyecek de arıyorlardı. Bakteriyel zehirlenmeyi önlemek amacıyla Tetanoz aşısı olduğum hastane önceki hafta 4 kişinin başvurduğunu, 2017 yılında ise Hürriyet gazetesinde çıkan habere göre Antalya’da 10 kişinin carettalar tarafından ısırıldığını yazmıştı.  İşte böyle sayın okurlarım. Yüzerken lütfen dikkatli olun.

  • İsmail Hakkı Tonguç Akdenizde kurulacak Köy Enstitüsü için burasını uygun görmüş ve Perge antik kentinin öğrenciler için tarihi miras eğitimi ve onlar tarafından korunması için seçmişti.