Biz Ağrı Dağı'na çıkıyoruz Beyaz Saray'a değil

Iğdır'ın Aralık ilçesinde, nazar değmesin diye tek tek saymadım, elliye yakın kadınla toplantı yapıyoruz.
Çiçeği burnunda Aralık Öncü Kadın başkanımız şaşkınlıkla bana soruyuor:
-Sizinkiler korkmııir??
Baştan alayım.



Benim konuşmamdan sonra soruları alıyorum. Birisi dedi ki:
-Kocasından korkan korkmayan herkes anlatsın...
-Bizde herkes, karısından korkar.
-Sahiden mi?
Bizim ilçe başkanı hemen yandan girdi:
-Avradından korkmayanın imanı yoktur!
Ben Vatan Partisi adına alkışlar yapınca, bizim Aralık Öncü Kadın Başkanımız Serpil Hanım şaşkın sordu:
-Sizinkiler korkmıiir??
Hadi, buyurun yanıt verin.
Ben yanılmamışım. Serpil Hanımı yanıma almışım. Ağrı Dağı bütün heybetiyle arkamızda. Hemen yanında sanki ondan daha diri ve dik duran Küçük Ağrı. Sıraya girmiş, dikilmişiz ikimiz de.
İşte biz buyuz! İşte buyuz!
Hey hey de, hey hey...!
Korkmıiiriz!
Kadını erkeği hep birlikte Iğdır'dan işaret fişeğini ateşliyoruz.
Güneş doğacak.
Iğdır yetmez. Dar gelir.
Ankara'da tam tepeye çıkacak.
Edirne'den Iğdır'a aydınlık olacak.
Biliyor, görüyoruz.



TOPRAK VAR, GÜNEŞ VAR, SU VAR

Kaç köy dolaştık.
En son gün 16 tane olduğunu hatırlıyorum. Ta aa dolana dolana, ünlü Köroğlu Dağı'nı da aştıktan sonra vardığımız, a aa burada yol bitti dediğim Karaçal Köyü de dahil... 20 kilometreyi bir buçuk saatte gittiğimiz için vakit kaybetmemiş olsak inip kar helvası bile yapabilirdik. Bir ara telefonum yurtdışına çıktınız dedi ve Ermenistan baz istasyonuna bağlandı. Gerçi uzun bir süre hiç çekmedi.
Neyse, demem o ki gittiğimiz yerlerde kahve toplantısı yaptık, esnaf gezdik. Üç kişinin kaldığı köylerde de çekim yaptık.
Ancak her yerde aynı sorun önümüze kondu.
Toprak var, güneş var, su var. Su ne büyük zenginlik bilirsiniz. Kazıyorsun iki metreden çıkıyor. Hatta toprağın kalitesini düşürüyor bu yakın olması diye , yapay olarak aşağıdan çekip boşaltmışlar.
Ama pancar yok, pamuk yok, çeltik yok, domates yok, hayvan yok... olan fabrikalar da sizlere ömür. Sizlere olsa içim yanmayacak da... özelleştirmeye ömür. O da uzun sürmüyor zaten. Devlet desteklemezse kim ne kadar dayanır.
Vatan Partisi Genelbaşkanı Doğu Perinçek mitingte belediye alanın elektriği kesilince bağır bağır söz verdi.
-Biz elektrik kesen değil, herkese elektrik veren, enerji veren yönetim olacağız.
Ne olmayacağız?
“Abi, bana borç ver. Senden saman alayım!” hükümeti olmayacağız.
Sebep?
“Tak! Tak! Kapıya hacizci gelmesin!” diye.
“Üreticiye üret diyeceğiz. Tırların yolunu açacağız. Taşı diyeceğiz.”
“Aynı çarşıda kepenk açan insanları mezheplere, aşiretlere bölmeyeceğiz; karşı karşıya getirmeyeceğiz.”
“Dört yılda bir oy ver yeter' demeyeceğiz. Kenarlarda durmayın. Merkeze geleceğiz. Yöneteceğiz”
“İşte davetimiz bunadır!”



UMUT GÜNEŞİ

Şimdi her zaman olduğu gibi bundan sonra sözü Iğdırlılara bırakıyorum. Canlı yazdım. Onun için bir sıralama yapmadım.
Arada onlara farkettirmeden tahtalara vuruyorum. Köylümüze nazarlar değmesin... Her şeyi biliyorlar. Kotracıların kaç liradan mazot aldıklarının hesabını bir güzel soruyorlar ki...
Göreceğiniz gibi davet boşuna değil. Hele Iğdır için. Okuma yazma oranı çok yüksek. 50 tane savcı ve hâkim çıkan köyler var. “Avukatları saymıyoruz...” diyorlar. Kadınlarla zaten anlaştım. Birlikte Ankara'ya Meclis'e gider miyiz?
O oo benden daha hazırlar!
Doğu Perinçek sesleniyor:
-5 Haziran sabahı umut güneşi gönderin! Desinler ki bu Iğdırlılar çok yamanmış, herkesten önce gördüler!
(İnşallah sesleri ve alkışlar)
Sorulara bakınız lütfen:
-Neden fakirlerin çocuğu şehit oluyor?
-Bu vatan bizim de ondan!
-Buyursun zenginler cennete önden gitsin. Huriler filan da varmış madem.
-Onların Hurileri bu dünyada.
Köylerde tapu-kadastro sorunu, Bağkur emeklilik sorunları çok yaygın... Devlet bir el atsa... diyeceğim yine, siz de sakın klasik şu saptamayı yapmayın: “Her şeyi devletten beklemeyin!” Devletin birinci görevi bunlar. Milletinin sesini dinlese.
Verici devlet olmalı. Alıcı değil. Şöyle dile getiriyorlar:
-Biz de meyve yok ki sallayalar... İncitiyorlar!
-Sizde gönül meyvesi çok.
-Dört yıllık üniversite bitirdi. Takdir aldı. Şimdi İstanbul'da güvenlik görevlisi. E tabii, bizim Ankara'da babamız yok ki...
Tuzluca'da 60-70 yıl Türkiye'nin tuz ihtiyacını karşılayacak kadar tuz madeni var. Kamyona kayalar yükleniyor gönderiliyor. Tansiyona iyi geliyormuş vb. Organik moda ya şimdi. Buyurun buradan. Oysa bir fabrikası olsa. Burada işlense. Nahcıvan iki adım ötesi. Orada da var aynısı. Tuz mağarasına hastane yapmışlar. Bizim burdakiler oraya tedaviye gidiyor. Astıma iyi geliyor.
Buyurun, sağlık turizmi!
Alo? İşsizlik mi diyorsunuz, hâlâ??
Daha durun sıra sıra sorunları nasıl çözüyoruz.



PEYGAMBERİMİZ MEZHEPSİZ GİTTİ

Burada Kürde Kürt demiyorlar.
Ne kem fikirlisiniz. Dağda gezen hikayesi değil, elbette.
Ayrımcılık olmasın diyeymiş. “Aşiret” diyorlar. Bazı köylerde yarı yarıya. Kız alıp verme, öyle âşık oldu kaçtı filan değil... çok yaygın. İç içe geçmişler. Üstelik mezhep farkları da var. Kimi aşiret, kadın eli bile sıkmıyor. Azeri erkekleri de biraz önce yazdım ya, “avradından korkmayanın imanı yoktur” diyeler... . Ama o zamanlarda kapılar açılmıyor koku gitmesin diye. Bir kişiye rastlamadım ortalıkta çay içen.
Bir köylümüz durumu özetliyor:
-Canına kurban olduğum peygamber mezhepsiz gitti...
Zaten terör mezhebe bakmıyor ki...
Nakliyecilik bitti.
Meyvenin, sebzenin yolları kesildi. Terör demiyor ki, bırakın bunlar Kürt alması geçsin!
Iğdır'da oturma bankları bile ısırılmış elma biçiminde.
Bir aşiret kadını fena hesap soruyor bizden:
-Niye bu kadar geç kaldınız. Bizi HDP'ye AKP'ye yem ettiniz. Çoluğumuzu çocuğumuzu çaldılar...!
Tam da işte böyle. Aslında biz vardık ve Kürdümüzü, kurda yem etmek için bizden çaldılar. Daha doğrusu çalmaya kalkıştılar.
Oh olsun işte! Başaramadılar!
Daha sıkı sarılıyoruz birbirimize.

HEP BİRLİKTE İKTİDAR OLMAYA GELDİK

Tuzluca'nın girişine HDP Belediyesi Ermenice hoşgeldiniz yazmış. Hani sanki bir kişi bile gelse... ama can yakmış. Çok tepki yaratmış elbette. Iğdırlılar o yazıyı oradan sildirtmiş.
Iğdır düz ova, etrafı dağlarla çevrilmiş çanak gibi. Dağlar dediğiniz, Ağrı Dağı, tepesini orada olduğum sürece bir kez gördüm. Başı sürekli bulutlara değiyor, Pamuk Dağları hep karlı olduğu için mi adı öyle acaba? Köroğlu'nun atını bağladığı demirin hâlâ durduğu söylendiği dağ sipsivri. Bir uzaktan fotoğrafını çektim, bir de yakından. Ne işin var orda demeyin. Köylülerimizi bizi çağırmış. “Lerimiz” derken beş altı hane kalmışlar. Aşiret köyleri. PKK açılımdan sonra inmiş buralara. Yakmış yıkmış. Yol istiyorlar. Onarım istiyorlar. Hayvancılık yapıyorlar. Derdimiz var gelsin, dinlesinler diye haber salmışlar. Başımız gözümüz üstüne. 20 km dediler. Saatler sürdü, dolana dolana çıkmamız ve inmemiz. Yolun bittiği yere, buzların oraya kadar gittik. Keşke benimle birlikte olsaydınız.
Of... off...
Diyorum ya bir boş zamanda yaratılmış memleketimiz. Her şey en güzelinden var.
Bir Ankara'ya bakıyor.
A ne güzel uydu. “Ankara Ankara güzel Ankara, seni görmek ister her bahtı kara...!
-Pancarımıza kota koydular. Bir dile getirseniz.
-Domatesimiz her yerden başkaydı.(gerçekten öyle, ye ye doyamadım)Yerli tohum bulamıyoruz.
-Yalnızca İğdır'ın arazisi Türkiye'ye yeter.
-Burası Türkiye'nin Çukurovası.
-Çeltik ekerdik.
-Bir tek yonca kaldı.
-Akarsular boşa akıyor.
-Yaylalarımız boş.
-İstanbul hep dolu Iğdırlı. Bütün Halkalı bizden.
-Doğu'ya analık (üvey anne demek) gibi bakmışlar. Atatürk'ün temelinde yürünseydi.
-Dört tosunum gitti. Kuzularım öldü. Şimdi geldim kahvede kumar oynuyorum.
Tüh... şimdi saydım. Yerim bitmiş. Vatan Partisi Genel Başkanı'nın sözleriyle bitireyim.
-Biz Amerika'ya gitmiyoruz. Sizin gücünüzle iktidar olmaya geldik.
(Alkışlar)
-Ayrılıkları kabul etmiyoruz. Hepimiz Türk milletiyiz.
(Alkışlar)
-Iğdır'da birleşir, Türkiye'yi birleştiririz.
(İnşallah! Alkışlar)
-AKP gidecek!
(Alkışlar)
-Örneksiniz Türkiye'ye göstermeniz gerekir! Sizi tebrik ediyoruz.
(Alkışlar)
-Üreten, birleşen Türkiye güneşi yollayın. Bunu istiyoruz!
Iğdır'ın al alması
Yemeye bal alması
Yar gelenden sonra
Yaremin sağalması
Ölürem ölürem yar
Yetimem yar, yetimem yar
Ay balam sevirem yar
Sevirem yar, sevirem yar yar
Iğdır'dan alma aldım
Yarimi yada saldım
Yar gidenden sonra
Ayva gibi sarardım
Ölürem ölürem yar
Yetimem yar, yetimem yar
Ay balam sevirem yar
Sevirem yar, sevirem yar yar
Deryada deryalıklar
Suda oynar balıklar
Ne bu sevda olaydı
Ne de bu ayrılıklar
Ölürem ölürem yar
Yetimem yar yetimem yar
Ay balam sevirem yar
Sevirem yar sevirem yar yar