Dinimiz ve devrimimiz

İbadetin en anlamlısı bu dünyayı insanlar için cennete çevirmek olsa gerek.

Bu anlayışı benimsemenin yolu; insana ve doğaya sevgili ve saygılı olmaktan geçer.

Gerçekten bizim inancımız; Allah’tan korkmak kadar Allah’ın sevgisine dayalıdır.

O nedenle Anadolu halkı insan kardeşlerine, yaratılan tüm canlılara ve doğaya sevgi besler.

Bu gelenektir ki, Cumhuriyet değerleriyle birleşmiştir ve faşizmi ve ırkçılığı barındırmaz.

Hz.Muhammed’in ilericiliği ile Atatürk’ün devrimciliği bu nedenle birbirini tamamlamıştır.

Emperyalizme isyan, eşitsizliğe itiraz, Börekçi’leri, Elmalı’ları Gazi’nin yoldaşı kılmıştır.

İNANCIMIZ VE GÜNCEL SİYASET

Kitabımızın özünden sapmadan, grupsal veya kişisel “yorumunu” topluma dayatmadan;

Daha insanca bir yaşam için dillendirilecek her öğüt, ahlaken sergilenecek her örnek tutum;

Dünya’yı daha iyi anlamamıza, daha yaşanılabilir bir dünya kurmamıza katkı sağlayacaktır.

Bu bağlamda, inancımızın ışığına yaraşır sözleri olanlar; “aydın-hocalar”, asla toplum dışına itilemez... Kaldı ki, toplumumuz da bunu istemez ve buna izin vermez.

Öte yandan, “dini kullanan siyaset ile siyaseti kullanan din” anlayışları, bütün değerlerimize büyük zarar verir ve bundan kaçınılması gerekir.

Hiçbir din, güncel-siyaset gibi bir alanın kirini-pasını aklarken kendi saflığını koruyamaz; hiç bir popüler-siyaset anlayışı ise, din gibi kutsal bir yapıyı odak alarak, vatandaşlar arasında denge sağlayamaz.

LAİKLİK YAŞAMSAL ÖNEMDEDİR

Kurucu dönemlerin, büyük devrimlerin, iç çatışma veya savaşların zamanında “din kurumu ve temsilcileri” çoğu zaman, belli bir tercih yapar… Örneğin, bizim Kurutuluş savaşımızda, saygın din adamlarımızın Anadolu devriminin yanında saf tutmaları gibi; yaptıkları bu tercihle de, ‘yazılan tarihteki’ yerlerini alırlar… Elbet, insanoğlu, “sevabıyla günahıyla” Yaratanına tabidir, ancak “kahredici zorluklarla” dolu o tarihsel kırılma dönemlerinin dışında, onarıma, eleştiriye, ödüle ve cezaya gerek duyulan, kurduğu veya tabi olduğu tüm sistemlerin de bir unsurudur. Yaşamı yönlendiren bu bağlantı çerçevesinde -değişik inanç kesimlerinden gelen yurttaşlar arasında- idarenin güveni tesis etmesi ve toplumsal barışın sürmesi için, laiklik ilkesi ve işlevi yaşamsal önemdedir.

ULUSAL BÜTÜNLÜK, DİLDE BİRLİK, İNANARAK KARDEŞLİK

Anadolu halkının Müslümanlığı yaşayışı ve yorumlayışı da laiklik ilkesiyle asla çelişmez.

İnancımızın temel ilkeleri, “Atatürk devrimiyle” olduğu gibi laiklik anlayışımızla da örtüşür. Buna karşılık, hayatın doğal akışı içinde, kurumların ve yasaların işleyişi, “herkesin tuttuğu yerden şekillendirmeye çalıştığı” ve birbiri içinde bile bölünen dinsel topluluklara kısmen veya tümden terk edilirse; toplumun dirliği de, devlet düzenin birliği de paramparça olur. Bu noktada bilimin özünden ayrılmadan görev yapan ve toplumu aydınlatan Diyanet’in ve ‘kurumsallığının’ önemi de belirmektedir… Ulusal bütünlük, dilde birlik, ‘inançla kardeşlik’ açısından diyanetin işlevi eş-koşulmaz değerdedir.

Birbirine yabancılaştırılan kesimler

Ne yazık ki ülkemizde uzun yıllar laiklik anlayışı da, Diyanet de, çok yanlış yorumlara konu oldu. Türkiye’de, kent-soylular, kimi; aydınlar, bürokratlar, sanatçılar; “laiklik duyarlığı” açısından, üreten kesimlerden, çiftçiden, köylüden adeta ayrı bir kategoride değerlendirmeye çalışıldı… Bir başka yanılgı (çarpıtma) olarak, “biraz daha muhafazakar”, “inancını biraz daha yoğun yaşadığını ifade eden kesimler” de, kimi çevreler tarafından, kestirmeci bir yaklaşımla “gerici” olarak tanımlandı. Bu doğrultuda “serdedilen” “yanılgıları” daha kuşkucu bir biçimde okursak, toplumun belirli kesimlerinin bir birinden uzaklaştırılarak hatta yabancılaştırılarak, toplumun tümünün yararına olacak bir sosyal dayanışma ikliminin bulandırılmaya çalışıldığından da söz edebiliriz. Evet, bütün bu olgular günümüze bile sirayet eden veçhesiyle yaşandı.

DİNDAR OLMAKLA DEVRİMCİ OLMAK ÇELİŞMEZ

Oysa gerçek şudur: Türk halkı, köylüsü kentlisiyle, hemen her kesimiyle büyük ölçüde “inanç değerlerine” içtenlikle bağlıdır, o arada, laikliğin önemini, Diyanet’in değerini; devriminin görkemi gibi kavramıştır… Ve bizim pratiğimizde ve tarihimizde, “ilerici” olmakla, “devrimci olmakla” dindar olmak, asla çelişmez tam tersine özü itibariyle birbirini tamamlayan bu kavramlar ve değerler insanımızın gönlünde, yüreğinde ve bilincinde beraberce yaşayabilmektedir.

KİM İLERİCİ, KİM GERİCİ?

İki hafta önceki “Konyalı Hoca ve İşçi Şarkısı” başlıklı yazımı biraz da bu gerçekleri düşünerek yazdım… “Sol repertuara” ait “işçisin sen işçi kal” şarkısını katıldığı bir iftar programında seslendiren Hocamın gerçekte “ilerici” bir seçim yaptığını vurguladım...

“Hayata dokunan”, özellikle gençlere yaşamayı sevdiren aydın-din hocalarının toplumun gönlünde apayrı bir yer tutacağına inandığımı belirttim.

Gerçekten, çocuk istismarına, kadın tacizlerine, emek sömürüsüne, işçi cinayetlerine ve haksız savaşlara karşı çıkan bir Diyanetin, topluma da insanlığa da, katkı yapabileceğini anımsattım. Bu anlamda tavır alabilen din hocaları ve kurumları ne denli “ilerici” sayılırsa; mezhep ve etnik aidiyet üzerinden siyaset yapanların, “ölüm-oruçlarıyla” ölüm-severliği adeta kutsayanların, Kuran-ı Kerim’in dışına taşan öznel yorumlarını “din” diye sunanların da o denli “gerici” sayılması gerektiğinin altını çizdim.

BU TOPRAK BİR OLMAK

Bütün bu yazdıklarım; “dindar ile laik”; “devrimci ile statükocu”, “gerici ile ilerici” kırılmalarını, (tanımlamalarını, suçlamalarını, ödüllendirmelerini) bu toprakların özünden, tarihsel gerçekliğinden ve geleneklerinden; (yenilgileri, zaferleri, hayal kırıklıkları ile umutlarından) ayrı düşmeden yapılacak bir değerlendirmenin, hepimiz için aydınlatıcı olacağı gerçeğini, bir kez daha vurgulamak içindir…

İNANCIMIZLA, UYGARLIĞIMIZLA AYDINLIĞA YÜRÜYECEĞİZ

İnandığım ve vardığım sonuç şudur: “Bir Allah’a aşık” olan büyük uygarlığın sahibi Türk Milleti, her alandaki toplumsal gelişmesini, barışla, birlik ve de dayanışma içinde gerçekleştirecek birikime, değerlere, cevhere, imana, çalışkanlığa ve üretkenliğe sahiptir.

Aslolan; kulun kula kulluk etmediği bir iktisadi sistem ile “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşanılan özgürlükçü bir düzeni inşa etmek ve halkımızla beraber yürütmektir.