Hepsini yırtacağız Yeni bir tarih yapacağız!

Bu yıl umut doluyum.
Yeni bir tarih yapacağız.
Nereden biliyorum?
İşte aşağıdaki 1581'de çizilen haritadan biliyorum.
Nâzım'ın dediği gibi:
“Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.”
Bu millet bizim.
Ondan biliyorum.
Ayrıca...
Tarihten biliyorum.

MASUM VE MAZLUM MİLLETLER HEMDERTTİR

Hadi, gelin birlikte gidelim. Sizi 1922 yılının bir yaz akşamında verilen ziyafete götüreyim. 7 Temmuz. Sovyet Büyükelçisi Aralof, İran Büyükelçisi “Mümtazüddevle İsmail Han” şerefine davet veriyor. Mustafa Kemal konuşma yapıyor. Fevkalade memnun. Sohbet haz verici. Önce Aralof'u kutluyor: “Daima Doğu'nun masum ve mazlum olan milletlerinin hissiyatını temsil eden insanları bir araya getirmek ve onları dertleştirmekle pek büyük bir vazife yapmaktadır.”
Çünkü “Hemdert olanlar yekdiğerini arar ve bulurlar. Aynı samimiyetle mütehassis olan arkadaşlar, aynı samimiyetle mütehassis olan milletlerin temsilcisi olarak epey zamandan beri burada bulunuyorlardı. İçimizde hakikaten büyük bir boşluk vardı; o da İran milletinin temsilcisinden mahrumiyet!”
Bugün onu da başarmışız. Çok bahtiyarız.
Neden özel bir önem veriliyor?
“İran devleti, muhterem İran milleti hakikaten Doğu genel dengesinde fevkalade ehemmiyete sahip bir kitledir. Şimdiye kadar Türkiya halkı ile İran halkı hakiki ve candan bir temasa mazhar olamamıştı. Çünkü başlarında öyle adamlar bulunmuştur ki, onlar buna mâni idi. Fakat ben yakinen bilirim ki, İran milliyetperverleri pek mukaddes bir arzu için asırlarca uğraşmış, fevkalade kahraman bir millettir.”

BAĞLARIMIZIN DEĞİŞTİRİLEMEZ ESASLARI

Şu bakış açısı dış politikamız açısından anlamlıdır. Daha sonra Cumhuriyet hükümetlerinin, “koçbaşı gibi Batı'ya uzanmış ülkemizin” siyasetinin, gerimizde kalan coğrafya açısından hem Balkanlar'da hem de Batı Asya'da temel ilkesini oluşturacaktır.
Şimdi Ata'mızı kendi sesinden dinleyelim. Sanki bu güne sesleniyor:
“Türkiya halkının Doğu milletleriyle, Rusya ile, Azerbaycan ile, Afgan ile, İran ile olan bağları yalnız hissiyat üzerine kurulu değildir. Hakiki, maddi, değiştirilemez birtakım esaslara dayanmaktadır. Bu suretle düşmanlarımızın içimize girerek yapacakları telkinler ile bu bağların sarsılmasına imkân tasavvur etmek doğru değildir. Bugün dostlarımız emin olabilirler ki, biz dünyada dostla da, düşmanla da temasa gelebiliriz ve onlar da bizimle temas edebilirler. Fakat bu temas mevcut samimi bağları, dostluğu daima sarsılmaktan korunmuş bulunduracaktır. Türkiya'nın bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiya'ya ait olmadığını, bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de, bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu hissediyorum.”

TÜRKİYE'NİN DAVASI BÜTÜN MAZLUM MİLLETLERİN DAVASI

“Türkiya'nın bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.
Türkiya azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği dava, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu'nun davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiya, kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. Türkiya şimdiye kadar mevcut tarih kitaplarının icaplarını değil, tarihin hakiki icaplarını takip edecektir.
Hakikaten mevcut tarihlerin kaydettiği hadiseler, milletlerin hakiki fikirleri ve emelleri, hareketleri değildir. Doğu milletleri kendi iradeleri, kendi hisleriyle hareket etmiyorlardı. Onların başında birtakım müstebit, keyfi hareket eden çarlar, hudavendler (hükümdar. Ş.P.) vardı. Tarihte yazılanlar, daha çok onların hırsının tatmini için yaptıkları vakalardır. Biz onların hepsini yırtacağız, yeni bir tarih yapacağız!”

İRANLI KARDEŞLERİMİZ BİZ YİNE BURADAYIZ

Çünkü o gün “İranlı kardeşlerimiz emin olabilirler ki, Türkiya'nın başında bulunanlar aynı adamlar değildir. Mümtazüddevle Hazretleri'nin temsil ettiği İran millet ve devleti, hakiki temas noktasını bulmuştur.”
Öyle bir tarih yapacağız ki, ve gerçekten yaptık ki...
“Bu feyizden yalnız Türkiya ve İran değil, bütün Doğu milletleri feyizlenecektir.”
Gerçekten yolları aydınlandı.
Ta Hindistan'ın dip bucak karanlık hapisanelerinde yankılandı:
“Meğer tanrı İngiliz değilmiş!”
Bugün de ABD haritalarını yırtacağız!
Yine tarih yazacağız!
“Türkiya halkının ciddi eğilimlerine uygun münasebetleri” gerçekleştirecek hükümetleri kuracağız!
Bu dava bugün de bütün Doğu'nun, Asya'nın davasıdır.
Biz kısrak başıyız!
Sorumluluğumuz büyük.
Hepinize, pırıl pırıl aydınlıklara,
kanatlı bir kısrak gibi koştuğumuz yepyeni bir yıl diliyorum...
(Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri, c.13, s.136-137)
(Tam yazıyı bitirdim. Rastlantı mı? Değil. İran'dan ayaklanma haberleri geldi. ABD destekliyormuş.)

PEGASUS BİÇİMİNDE ASYA HARİTASI


Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan memleketimiz ve Pegasus şeklinde tasvir edilmiş Asya haritası

“Asia secunda pars terrae in forma Pegasir” Heinrich Bünting'in (1545-1606) Magdeburg'ta 1581 çizdiği bir harita. Boyutları: 23.9 x 34.5 cm.
Zeus'un yıldırımlarını getiren, şiirlere esin veren, aşırı hırsa karşı tavır alan Pegasus deniz tanrısıdır. Poseidon ile Gorgon Medusa'nın oğludur. Doğar doğmaz yeryüzünden tanrıların diyarına uçmuş. Zeus'un oğlu Herkül'ün kardeşi olarak da bilinir.
Türk mitolojisinde de kanatlı at var. Tulpar. Kırgızların Manas Destanı'nda adı geçer. Yiğitlere yardımcı olması için yaratılmıştır. Rüzgardan hızlı koşarlar. Bu ata yüreği ve bedeni güçlü olanlar sahip olabilir. Kanatlarını yalnız karanlıkta büyük engelleri, mesafeleri aşarken açar. Kazakistan'da Esik Kurganında bulunan Altın Elbiseli Adam'ın başlığında da tulpar figürü vardır. Birçok Asya halkının dilinde yaşar. Bir Kumuk atasözünde şöyle der: Tulpar yerün birevü buççağunda bulsa da, öz yılkısın tabar. (Tulpar dünyanın bir başka bucağında olsa da, kendi sürüsünü bulur.)
Türkiye'nin ilk yerli yapımı Zırhlı Personel Taşıyıcı (ZPT) aracına da Tulpar ismi verilmiştir.

DAVET


Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi
uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem,
bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha
açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
(Nâzım Hikmet)