Kaygı duruşu

Üniversitede ilk görev yerim Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesiydi. O yıllarda “Türkçe Kompozisyon” adıyla veriyorduk derslerimizi. Sonra YÖK kurulunca bu derslerin adı Türk Dili olarak değiştirildi, bütün fakültelerde, bütün bölümlerde zorunlu oldu. Bu değişiklikten sonra uzun bir süre Siyasal Bilgiler Fakültesinde de dersler verdim. Burada çok akıllı, ilgili öğrencilerle karşılaştım. Ancak büyük amfilerde yüzlerce öğrenciye seslendiğimiz için bu kalabalık sınıflarda gönlümdeki dersi yapamadım. Ben derslerim “yaratıcı yazarlık” dersleri gibi olsun istiyordum, ama bunu 150 kişilik sınıflarda yapmanız olası değildir. Üstelik de bazen üç ayrı fakültede ders verirken… Bu kalabalık sınıfların bir olumsuz yanı, öğrencilerinizi yakından tanıyamazsınız, yeteneklerini bilemezsiniz. Kalabalık içindeki öğrenci daha da çekingen olur, kolayca hocasına sokulamaz.

Şu günlerde Kaygı Duruşu adlı zevkle okuduğum bir şiir kitabı var elimde. Şairi işte o kalabalık sınıflarda, karşımda deyim yerindeyse bir et duvarı gibi gelip geçen topluluklar içinde oturmuş öğrencilerimden biri. Aslan Avşarbey, şimdi Eskişehir’de Vali Yardımcılığı görevini yürütüyor. Bu zor görevi ve daha başka sıkıntıları onu sanattan, edebiyattan uzaklaştırmamış. Önce bu nedenle kutluyorum kendisini.

Aslan Avşarbey, Mülkî mahlasıyla halk şiiri tarzında yazıyor şiirlerini. Son yıllarda bu tarzda yazılmış bu denli başarılı şiirler doğrusu ben okumadım. Halk dilini, İç Anadolu Türkçesini çok iyi kullanıyor. Doğa, aşk, sevgi, hüzün, gönülden şikâyet, vefa, vefasızlık, yurt sevgisi, yalan, dolan, particilik, adaletsizlik, itlik, pislik, serserilik… Çok farklı temaları işlemiş şiirlerinde. Aşkı yücelttiği şiirleri de var, tiye aldığı şiirleri de… Çok bilgece, zekice söylenmiş dizelerin, güzel taşlamaların hangisini buraya örnek olarak alacağımı doğrusu bilemiyorum. Şiirlerin bazısı sevgiliye yazılmış bir mektup gibi, bazısı valilik makamına yazılmış hoş bir dilekçe gibi… Hepsi de incelikli, esprili, düşündürücü, hoş şiirler. Şu dizeler hüzün üzerine: Üç öğün yediğim acı azıktır/ Bir gün de demez ki şuna yazıktır/ Bağrıma çakılı çatal kazıktır/ Bahtımın kalkmayan sisidir hüzün… Sevgiliyi bazen yüceltiyor, bazen yerin dibine batırıyor: Örklemiş gönlümü feleğin ipi/ Bakışın bağrımda bir ateş topu/ Dünyayı Mülkîye yazsalar tapu/ Sen yoksan dünyayı neyleyim Nazlı’m… Şu dizeler de şehrin güzellerine söylenmiş: Çiçekten mi sizin şehrin kızları/ Burcu burcu kokuyorlar hemşerim/Kaç âşığı candan etmiş nazları/ Bildiğini okuyorlar hemşerim…

İnsan en çok kendisinden korkmalı, değil mi? Şair de öyle söylüyor: Bakıp da aldanma bunca yaşıma/Şeytan gelir ortak olur işime/Elimle belayı kendi başıma/ Getiririm beni bana bırakma…

Halk şiirimizin o sert dille yazılan taşlamaları Avşarbey’de de var: İlah diye maddiyata tapan o/Ballı işte ihaleyi kapan o/ para satıp tefecilik yapan o/ Konu rant mı faiz midir Müftü Bey… Havalı bir sıfat bulmuş kendine/Zararı var hem topluma hem dine/Mülkî bir gün getirirse punduna/Dövse şunu caiz midir Müftü Bey…

Şair punduna getirip bu din bezirgânlarını dizeleriyle çok güzel de dövmüş, ben çok severek okudum bütün şiirlerini.

“Mazbata” da taşlama türündeki güzel şiirlerinden: Senin için nice emek verildi/Bir tek eve bile sandık kuruldu/Bir muhtarlık için adam vuruldu/Gel de bunu izah eyle mazbata…

Size bulup okuyun diyeceğim Kaygı Duruşu Son Çağ Yayınevince basıldı. Kitabın dağıtımı nasıldır, bilemiyorum.

Ben yayınevinin telefonunu da yazayım en iyisi: 0312/3413667 GSM 5330937864