22 Mayıs 2024 Çarşamba
İstanbul 26°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Siyasetçilerin bitirdiği şampiyon

Kemal Ateş

Kemal Ateş

Gazete Yazarı

A+ A-

Büyük şampiyonlarımızın yaşamına ne edebiyatımız ne sinemamız ilgi gösterdi. Onların öykülerini araştırmaya başladığımda; “Kimse güreş seyretmiyor, romanını kim okur?” diyenler oldu. Kimse boks seyretmiyor ama Muhammet Ali’nin filmleri, kitapları hepimizin ilgisini çekiyor, dedim. On yılı bulan araştırmalarımın sonunda olimpiyat şampiyonlarımızı yazdım, olimpiyat ateşinin ışığını edebiyatımıza tutmaya çalıştım.

Yazdıklarınızın yazınsal değeri varsa kimi yazarsanız yazın okunur. Bir sitenin yaptığı ankete göre, Sessiz Şampiyon’u hayatında hiç güreş seyretmemiş kadınlar daha çok okumuşlar. Mutluluk duydum bundan. Yaşamı Almanya’da trajik biten Ahmet Bilek’in hayatı bir güreş romanı olmaktan öte, psikolojik bir romanın kapılarını açtı bana. Bu romandan sonra çıkan Cumhuriyet Sporunun Zafer Abideleri’nde de en geniş bölümü ona ayırdım, Sessiz Şampiyon’da yazamadıklarımı da yazdım.

Siyasetçilerin bitirdiği şampiyon - Resim : 1

Ülkemizi, insanımızı, tarihimizi, geleneğimizi, göreneğimizi bir de spor salonlarından, ter kokan minderlerden, “dualı çayır” da dedikleri er meydanlarından gösteremez miydim? Kafamda bu sorularla başladım işe.

Yaptığım araştırmalar sırasında ilginç olaylar, öyküler çıktı karşıma, örneğin Mehmet Okur’un dedesi Süleyman Baştimur’u daha uzun yazabilseydim keşke. Siyasetçilerin bitirdiği bir şampiyondur S.Baştimur, basketbolcu Mehmet Okur’un anne tarafından dedesidir. Kafkas kökenli bu güreşçinin ilginç bir yaşamı var. Sovyet ordusunda savaşırken Almanlara esir düşmüş, gençliği esir kamplarında geçmiş. İtalya’da esir kampında tanıdığı eşi, Fatma adını alarak sonradan Müslüman olmuş. Baştimur’un bazı filmlerde küçük rolleri oldu, Kulüp 12’de fedailik de yaptı. Üç kitabımda büyük şampiyonlar arasında onun öyküsüne daha az yer verebildim. 1955 yılında grekoromende Akdeniz Oyunları şampiyonu olmuştu, daha büyük başarılara gidecekken, beynini yıkayıp onu basit bir militana dönüştürerek eli sopalı serseriler arasına katan particiler yüzünden spor yaşamı Yassıada mahkemelerinde bitti.

Siyasetçilerin bitirdiği şampiyon - Resim : 2

Hamit Kaplan’ın mektuplarını okuyunca Baştimur’un hazin öyküsü daha bir dokundu bana. Kaplan, hocası Adil Candemir’e yazdığı 14.11.1956 tarihli mektubunda kendisi gibi ağır sıklet olan takım arkadaşından şöyle söz ediyor: “Biz idmanlarımıza devam ediyoruz. Karabacak elime az geliyor, istediğim dakikada yeniyorum, artık o sarması vızgeliyor… Adil de pek formunda değil, o da hafif geliyor. İsmet de elime hafif geliyor. En iyi idmanı yine Süleyman’dan alıyorum.” Hamit Kaplan, Süleyman Baştimur’u, dört kez Kırkpınar başpehlivanı olmuş İbrahim Karabacaktan, dünya şampiyonu Adil Atan’dan, Tahti’yi yenerek olimpiyat şampiyonu olmuş İsmet Atlı’dan daha üstün görüyor. 1960 Roma Olimpiyatlarına grekoromen takımının ağır sıkleti olarak Süleyman Baştimur gidecekken, 27 Mayıs İhtilali’nden sonra güreş kampından apar topar alınıp Yassıada’ya götürüldü.

Mayıs ayındayız, mayıs ayı siyasal tarihimiz açısından acı derslerle doludur. Sözünü ettiğim kitaplarım için o günleri yaşayan asker, sivil, sporcu pek çok insanla konuştum. Yassıada mahkeme tutanaklarını okudum. 4 Mayıs 1959 günü yaşanan Topkapı Olaylarının büyük bir tertip olduğu tutanaklarından da anlaşılıyor. Polislerin yakasında numara yoktur. Bu durumu işin sorumlusu emniyet amirleri de ifadelerinde kabul ediyorlar. Olayın yaşandığı yere elinde döviz olanları ya da DP rozeti taşıyanları alıyorlar.

Olay çıkaranlar İstanbul’un uzak semtlerinden otobüslerle, taksilerle getirilmişler. Aralarında Kasımpaşa’dan getirilen güreşçi Süleyman Baştimur da var. DP İlçe Başkanı Dr Faruk Sargut “Uşak’ta leşini seremediler, burada yapacağız” diyor. “Siz merak etmeyin” diyor pehlivan. “Elini öperim dalgasıyla hayalarını burarım, leşini yere sererim.” İnönü’nün arabasının önünü bir trafik polisi arabası kesiyor, o sırada saldırı başlıyor. Birkaç kişi arabanın tepesine sıçrıyor. Ağızları içki kokuyor. O sırada Süvari Binbaşı Kenan Bayraktar’ın tabancasını çekip elindeki az sayıda askerle kalabalığı dağıtması tarihin seyrini değiştirecek denli önemlidir. Bu subay biraz gecikseydi İnönü linç edilebilir, onlarca kişinin idamıyla sonuçlanacak çok büyük bir olay yaşanabilirdi.

Güreşçi Özkan Saysev’den dinledim. Baştimur, Topkapı’da yaşadıklarını, gördüklerini kamplarda arkadaşlarına, “Elini öpme bahanesiyle sokulup Paşa’nın hayalarını buracaktım, yahu bir de baktım arabanın arkasında ufak tefek bir adam, acıdım vazgeçtim.” diye keyifle anlatırken, bir yıl sonra hesap vereceği aklının ucundan bile geçmiyor.

Siyasetçilerin bitirdiği şampiyon - Resim : 3

Süleyman Baştimur çenesinin kurbanı oldu diyebiliriz. Belki de yapmayacağı bir hareketi yapacakmış gibi konuştu. Yassıada mahkemelerinde tanıklar onun İnönü’nün arabasına sokulurken, “Bırakın şunun hayalarını sıkıp işini bitireyim” diye bağırdığını anlatırlar. Bu sözleri iki tanığın ağzından mahkemede yinelenir. Siyaset bu duruma gelmiştir. İsmet Paşa gibi ulusal bir kahramanın hayalarını iri yarı bir pehlivanın ellerinde düşünmek mahkemede dinleyenleri irkiltir. Şampiyon, o kargaşada bir bu sözleriyle, bir de kocaman gövdesiyle belleklerde kalmış, diğer saldırganlar gibi gözden kaçmamış. Ayrıca verilen ifadeleri destekleyen fotoğraflar da vardır. Kendisine karşı birkaç tanığın ardından Hasan Pulur da konuşunca, Baştimur söyleyecek söz bulamaz:

“Şahsen diyecek hiçbir şey yok. Yalnız bir memlekette meşhur bir pehlivan olmanın suç olduğunu bilmiyordum.”
Tanık Hasan Pulur bu sözleri yanıtsız bırakmaz:

“Meşhur güreşçi olarak Kandemir de vardır. Onun hakkında bir şey söylemiyorum.”
Demek ki Topkapı’ya başka güreşçiler de getirilmiş. Bizim siyasetçilerimizin ulusal sporculardan bile militanlık beklediklerine acı bir örnektir bu olay.

spor Güreş Şampiyon Roman