Kıdem tazminatı ve adalet

Hukuk dediğimiz kurmaca varlığın insanın uzun yürüyüşüne katılabilmesinin sebebi birbirini destekleyen iki sağlam ayağı olması; adalet ve düzen. Adaletin uzlaşılmış bir tanımı, cetveli ve şablonu olmasa da, insana has adalet duygumuzu tatmin eden düzenler kurmak isteriz, böyle düzenler daha uzun ömürlü olur. Adalet de kaos ortamında değil belli bir düzen içinde var olabilir. Demek ki hukuk sisteminin içerdiği kurum ve kurallardan adil olanların daha sağlam olduklarını düşünmeliyiz.

Sadece Türk Hukukunda kıdem tazminatı müessesesinin macerasını iyi kötü biliyorum. Başka ülkelerle karşılaştıracak bilgilerim yok. Tarihsel olarak biraz kuşbakışı bakıldığında gördüğümüz genç Cumhuriyet’in düzenini oturtma çabası nedeniyle önce memur dediğimiz sınıf bölümünün haklarının diğer kesimlere göre fazla fazla verilmesi, “amele” haklarının daha yavaş ve parça parça gelmesi. Halkın memurun ölüsü bile para dediği, yoksul işçinin okutamadığı çocuğunun orta kademe şık memurun pabucunu boyadığı görüntü ile temeli olmayan tali bir çelişkinin hayatın tam ortasına kurulduğu dönemler geçti. Kıdem bu dönemlerde belli koşullarda işini kaybeden işçiye işverenin ödeyeceği cüzi bir tazminat olarak geldi. Bir çeşit iş güvencesi olarak düşünüldü. Adım adım gelişti ama halen adalet duygusuna hitap edemediğinden düzeni de yok. Sürekli çekiştiriliyor. Zayıf karın durumunda.

Çünkü emekli ikramiyesi emekçilerin halen bir bölümüne ödendiği için kıdem tazminatı bu işi de görüyor ama emekli ikramiyesi gibi garantisi de yok.

Çünkü emekçilerin bir bölümü istifa da etse, işten de atılsa emekli olduğunda o ikramiyeyi en azından 2018’den beri alabiliyor olmasına rağmen kıdem tazminatı mevcut haliyle bu hakkı içermiyor.

Çünkü hararetlenip iş arkadaşı ile ağız dalaşına giren, usturubuna göre hak eylemi yapan memur zaten kolayına işten atılmıyor.

Buraya kadarı eşitlik ilkesinin eksikliği, adaletin bir de bir koyundan iki post çıkmaz ilkesi var. İşyerinde ağız dalaşına giren işçi kıdemsiz işten atılır, döner bir de arkadaşına, işyerine tazminat öder, eylemi nedeniyle ceza alır. Tamam, kimse kimseye bağırmasın, kötü söz söylemesin. İyi de bir suçun herkes için cezai ve mali en fazla iki müeyyidesi varken işçi için neden daha ağır olsun? Elbette işveren işyeri düzenini bozan, kendisine ve ailesine hakaret eden işçi ile çalışmak zorunda değildir ve işten çıkarabilir. Sonra da gerekmişse şikayetini de yapar tazminatını da alır. Ama üstüne geçmişin tüm emeklerinin yakılması kime adil geliyor? Kıdem tazminatı, belirli belirsiz her türlü iş akdinde, her çeşit işten ayrılmada ve her koşulda ödenmek üzere devlet güvencesine kavuşmadan orasından burasından çekiştirilmekten, sendikalar kırmızı çizgi çekmekten kurtulamayacaklardır. Mevcudu korumanın yolu bazen geliştirmekten geçer. Kıdem tazminatı daha adil olmadan korunamayacaktır.