Kılıçdaroğlu'nun makus talihi

Bir süredir Kılıçdaroğlu sanki içine Biden tasarımı kaçmış gibi konuşuyor.

Diyelim ben kararsızım, beni ikna edebilir mi diye dinliyorum.

Bu milletin ne kadar hassasiyetleri varsa üzerine üzerine gidiyor.

Böyle dedi diye Ak Parti tabanındaki kararsızlar oy mu verecek?

Kafalarında ki soruya yanıt veriyor mu?

Kim onlar?

Ekonomik sorunları var.

Beklentileri var.

Sanayicisi, çiftçisi, esnafı, turizmcisi, ev kadını...

Galiba Ak Parti bu işin altından kalkamayacak diyenlerin sayısı giderek gerçekten artıyor.

Oralarda Kılıçdaroğlu'ndan tek bir ses yok. Birkaç lira sadaka dağıtmaktan başka bir çözüm yok.

HDP'yle FETÖ'yle emperyalist odaklarla bölücü ve yobaz terörle açık açık hellalleşme dozunu arttırmayı sürdürüyor.

Üstelik o gri alandaki millici, laik kesimin de inadına gidiyor. Kararsızlardan artık kararlarını verenlerin sayısı daha da artıyor.

Öte yandan seçeneğin tanımı giderek netleşiyor.

EŞLER TİYATROSU MU

SANDINIZ

Bir yandan da karnından Cihangir ağzıyla konuşuyor.

Yakında eşcinsellere özgürlük hellalleşme açılımı yaparsa hiç şaşırmayın.

Uzun zamandır o çizgide. Belediyeleri ve milletvekilleri seferber.

ABD'yi iyi tanıyoruz.

Emperyalizmi iyi tanıyoruz.

Onların halkla iletişimcilerini iyi tanıyoruz.

Yeni tarz.

Aslında bildik eski tarz. Çöken tarafta oldukları için hiç de yaratıcı değiller.

Beyaz gömlek. Kolları sıvanmış. Ev ortamı. Samimi. Sanki sizin evinize inmiş bir lider görünümü. A aa bu bürokrat CHP'liler değişmiş... :)

Hadi gidelim onlara artık oy verelim.

...

Gülünç

ABD'den bakınca bizim milletimizi böyle kandırabileceklerini sanıyorlar.

Çünkü onlar bizi tekellerindeki “sosyal medyadan” tanıdıklarını sanıyorlar.

“Makus talihimizi” değiştirecekmiş.

Atatürk'ten iki sözcük yürütmekle ikna edilebileceğimizi düşünüyorlar.

Kağıt üzerindeki anketlerden Atatürk hassasiyeti ölçülmez e ABD'li gafiller!

Bu millet o makus talihi değiştirmek için çatır çatır yıllarca kadınıyla erkeğiyle savaş alanlarında baş verdi, emek verdi, can verdi.

Uludere'ye Roboski deyince de inanmaz.

Bu ülkeyi “eşler tiyatrosu”; seçimleri de “doğum günü partisi” sanmayınız. Pentagoncu reklamcınızın kulağınıza fısıldayan sesini biz de duyuyoruz.

MAVİLİ CHP

Bu hellalleşme Parti Meclis'inde konuşulmamış.

Genel Başkan'ın kendi inisyatifiymiş.

Bir soru üzerine üst düzey bir CHP yöneticisi böyle yanıt verdi.

Doğrudur.

Meclis'e gelse sonuç değişir miydi??

O sorunun yanıtı da belli.

Mavili.

Peki, ne yapalım diye düşünen CHP'liler var.

Klasik çıkmaz yanıtı:

Kılıçdaroğlu gitsin! İstifa etsin!

Anımsayınız Baykal'a gitmeden önce ve gittikten sonra söylediklerinizi.

“Parlak emekli büyükelçiler” sırada bekliyor.

Beterin de beteri.

EKONOMİDE UYUM VE YETENEK KİM MERKEZ BANKASI BAŞKANI OLSUN

Türkiye bugün zor günlerden geçiyor. Dünya da öyle.

Ama biz başkayız.

Çaremiz var.

Nereden başlayacağımızı biliyoruz.

Çünkü bugüne gelmemizin nedenlerinin bilgisine sahibiz.

Filmi geri saracağız.

Türkiye teslim alınmak için üretimden vazgeçirildi.

Türkiye'nin bağımsızlığını, birliğini bütünlüğünü korumak için yeniden üreteceğiz. Üstelik devrim yapacağız.

Onu da yaptık geçmişte, biliyoruz. 1920'ler.. 1930'lar...

Devrim dediğiniz bütünlüklü bir iştir. Karar almak yetmiyor. Bünyenizle katılacaksınız.

Can alıcı damarı ekonomi. Ayaklarınızın üzerinde sağlam durmanız gerekiyor. Ekonomi de bir bütün. Kuşkusuz alınan kararların bütün kurumlarca eşgüdüm halinde uygulanması gerekiyor.

Merkez Bankası başka hava çalacak, siyasi karar verici irade ayrı hava olmaz.

Hatta şu son dönemde hepimiz elimizi taşın altına koyacağız.

Özel bankalar da dahil.

Ekonominin bütün kurumları ve unsurları.

İşçisi, çiftçisi, memuru sanayicisi tüccarı...

Hatta yapısal değişiklikler de gündeme alınmalı. Yasalar da dahil pürüzler, engeller temizlenmeli... yetmez... üretimin önünü açıcı radikal kararlar alınmalı.

O da yetmez alınan kararlar uygulanmalı.

Diyelim Merkez Bankası başkanı kim olsun bu kıstaslara göre belirlenecek.

Doğrudur.

Değişecek.

Doğrudur.

Ama bir yanıldın... iki... üç... dört... sabah... akşam...

Demek ki karar verici ve seçici yerde bir sıkıntı var.

Kıstaslarda bir sıkıntı var.

Türkiye'nin bunu kaldıracak lüksü, gücü ve zamanı yok.

“Yetenekli adam olursa iki gün sonra sözü dinlemiyor. Bildiğini okuyor”. Ya da eş-dosttan seçeyim güveneyim, rahat edeyim...

Bunlar bir gerekçe ve kıstas olabilir mi... baştan buraya bir müdahale gerekiyor.

Yetenekliler arasından siyasetlere ikna olmuş ve nedenlerini iyi kavramış ve sorumluğunu taşıyacak birini seçmektir tek “seçenek”...

Uyum söz dinlemek değil, alınan kararlara katkı sunmak ve alındıktan sonra kararları yaşama geçirmektir.

İhtiyaç çok şiddetli.

ABD TİPİ DEMOKRASİ!

Blinken:

“Küba'dan protesto hakkına saygı göstermesini talep ediyoruz”

Arkadaki fotoğraflar ABD'den... Gösteriler CIA destekli olunca demokrasi talebi! Haklı nedene dayanıyorsa hele de kendi ülkesindeyse en sert müdahale!