Sistemi yenilemek, düzeni değiştirmek-1

Sistem içinde çözüm yok. Sistem fiilen iki partili: Cumhur ittifakı ve Millet ittifakı. Adeta Türk-Amerikan karması bir tür başkanlık sistemi… Seçim, kapıda! İktisadi huzursuzluk had safhada, o arada 'güvenlik sorunu' arka plana inse de, hatırı sayılır tortular bırakmış durumda… Her iki ittifakın ağırlıklı ekonomi tercihi (hala) liberal sistemden yana… “Cari açık ve ödemeler dengesini ben daha iyi idare ederim”de ayrışıyorlar. O kadar ki, teknokratlar bile bu minvalde saf tutmaya başlamış deniyor. Her iki ittifakın Atlantik sistemine güçlü bir itirazı görülmüyor. Avrasya’nın fırsat ve olanaklarına dair sistematik bir arayışları yok. Mevcut sistem kendi kendisini taşıyamaz halde.  Bu olgularla seçim sonucunda Meclis aritmetiği değişse ve/veya yeni bir cumhurbaşkanı seçilse bile, ana hatlarıyla sistem değişmeyecek. Türkiye’nin seçimi herhangi bir iktidar değişikliğinden çok daha önemli olarak, bizi borçlandıran ve bağımlılığa gömen sistem değişikliğine karşılık gelmelidir.

EN YARARLI TERCİH: SİSTEMİ YENİLEMEK

Kadim siyasetin boyunu çok aşan sorunlarla yüzleşmekteyiz, ülkemizin ve dünyanın gerçeklikleri temelinde gelecekteki bilinmezlikleri en aza indirgemek ihtiyacı içindeyiz. Bugün üretim ekonomisinin yapı taşlarını döşemek, tarımı milli bir mesele olarak tanımlamak, bölge merkezli bir dış politikanın uzantısında, Asya’nın güvenlik ve ekonomik dinamizmine yanıt verecek biçimde kurumlarımızı yenilemek, velhasıl dengeli, doğru, dinamik bir sistemi yapılandırmak zorundayız. Türkiye için en yararlı seçim, iktidarların değiştirilmesine odaklanmadan önce sistemin değiştirilmesi taleplerine katkı sunan seçimdir. Gerçekten yurttaşın da talebi budur; sistemin devamlılığı değil değişimi esas meseledir!

EĞİTİM VE SAĞLIK SİSTEMLERİ KAMUCU OLMALI

Türkiye’nin sistemsel eksende eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, vergi yapısallığı, yap-işlet-devret modeli gibi olgular açısından da ciddi anlamda bir yenilenmeye gereksinmesi vardır.

Eğitim sistemimiz, dinsel ve/veya parasal yapıların arasına sıkışmış, fırsat eşitliğini bir kenara itmiş, elemeci, ezberci bir sistemdir. Üniversitelerimiz irtifa kaybetmiş, öğrencilerin yurt-burs sorunları çözülememiştir. Eğitim sistemini Cumhuriyet’imizin ilkeleri ve çağın gerekleri ışığında düzenlemek zorundayız. Eğitim de sağlık gibi herkesin vatandaşlık hakkı olarak tanımlanmalı, köy okulları açılmalı, insan gücü planlamasıyla mesleki-teknik eğitime ayrı bir önem verilmelidir. Bundan da öte sağlık alanında da paracı, özelci yapılanmalara prim verilmemeli, birinci basamak sağlık hizmetleri etkinleştirilmeli, aşı ve ilaç üretimine, Türkiye, kamu eliyle daha çok yatırım yapmalı, GATA gibi kurumlar kuruluş amacına uygun bir idari yapıya kavuşturulmalıdır. Eğitimde ve sağlıkta halkçı, kamucu sistemlere olan ihtiyacımız, günü kurtarmaya yönelik değil, gelecek kuşakları korumaya ve sağlıklı bir toplum ile dünyada rekabet etmeye yönelik bir temel ihtiyaçtır.

İSTİHDAM YARALI, SOSYAL GÜVENLİK PARALI OLAMAZ

Herhangi bir seçimde seçmen tercihinin dayanması gereken bir taban ve sorunlu alan da sosyal güvenlik ve istihdam sistemidir. Ülkemizde bugün çalışabilir nüfusa oranla son derecede düşündürücü bir işsizlik gerçekliği yaşanmakta, buna karşılık, kayıtdışılık ve çocuk emeği gibi ayıp ve kusurlar, iktisadi ve sosyal dengemizi içten içe bozulmaya uğratmaktadır. Türkiye’de siyasetin her seçim döneminde kamuda (masa başı) çalışan sayısını artırdığı, buna karşılık kamu üretim tesislerinin kapısına kilit vurulduğu ve özel sektörün istihdamda daralma yaşadığı göz önüne alınırsa ve buna bir de tarımdan sökülen nüfus eklenirse, istihdam sisteminin baştan aşağı yenilenmesi gereği daha net anlaşılabilir. Bunun yanı sıra emeklilerin son derecede güç koşullarda, açlık sınırının altında bir maaşla ayakta kalmaya çalıştıkları da anımsanırsa, gerçekten bir birinin benzeri olanları seçmek değil, halkçı, kamucu istihdam ve emeklilik siyasetini öncelemenin değeri anlaşılır.

DOLAYLI VERGİLER SİSTEMİ VE YİD MODELİ

Türkiye’de vergi sistemi de yenilenmesi gereken veçheleri olan bir sistemdir. Bugün dolaylı vergiler dolaysız vergileri aşmakta, vergiler, gerçek karlardan yeterince tahsil edilememekte, yatırımcıların ve işçilerin, memurların ve dar gelirlerinin vergi yükü azalmamaktadır.

Türkiye bu olgular açısından da sistemsel bir tercih yapmayı gündelik siyasetten daha çok önemsemeli ve seçilmek isteyenlerin, gerçekçi, adil bir vergi reformu yapıp yapmayacaklarını sorgulamalıdır. Üretimi, yatırımı, emeği destekleyen bir vergi sistemi, “az kazanandan az, çok kazanandan çok” alan bir vergi sistemi, geniş tabanlı bir vergi sistemi; daha bilinçli yurttaşlar, daha barış içinde bir toplum demektir.

Öte yandan, özellikle son yıllarda kimi yakınmalara konu olan yap-işlet-devret modelinin sınırlanması, bu gibi projelerin tüm ödeme ve kredilerinin TL cinsinden uygulanması ve devlet yatırımlarının yurttaşların tümünün özverisiyle oluşan yatırımlar bütçesinden icra edilmesi doğaldır. Bu anlamda 'vergi toplayan devlet'-'yatırım yapan devlet' anlayışı birlikte taçlandırılmalı, sistem bu yönde revize edilmelidir. Evet siyaset, sistemsel değişikliğin taşıyıcı unsuru ve mekanizması olarak bu gerçeklikler temelinde ilkin kendi seçimini yapmalı ondan sonra seçilmeyi beklemelidir.

DÜZEN DEĞİŞMELİDİR

Türkiye’de rejim değil elbette düzen değişmelidir. Arkada bıraktığımız yıllarda kenar köşede kalsalar da rejim değişikliği iddiasını savunan yapılar da olmuştur. Bunları, halkımızın büyük vicdanı zaten etkisizleştirmiştir. Ancak halen devam eden ağır borçluluk tablosu ve iktisadi yıkımların nedeni olarak rejimi adreslemek isteyen çevreler bulunabilir. Buna karşılık, bir Cumhuriyet olarak Türkiye’miz, kurtuluş destanı ve kuruluş öyküsüyle haklıdır, haktandır ve halkçıdır. Demokrasimizi, ancak Cumhuriyet’imizin eşitlikçi kurumları üzerinde yükseltebildiğimiz gün gibi gerçektir. Günümüzde yaşadığımız sorunlar siyasetten kaynaklanmaktadır. Bugün işleyen düzen, hiç kuşkusuz, Cumhuriyet’in görkemini değil, siyasetin kusurlarını yansıtan ve geniş kitlelerin yoksulluğuyla iç karartan yanayları olan bir düzendir. Değiştirilmeye muhtaç bir düzenimiz vardır ve bu erekle ilkin siyaset kendi düzenini değiştirmeli, partisiyle, yasasıyla, finansmanıyla ve nihayet seçim sistemiyle daha demokratik bir Türkiye arayışına kendini adamalıdır.

Bir sonraki yazımda daha çok açmak üzere; düzen değişikliğinin müdahale alanlarını paylaşmak istiyorum: Gelir dağılımı bozukluğu… Yaygınlaşan yoksulluk… Bütçe/fiyatlar dengesi… Hazine / vergi oranları… Sendikal haklar / özgürlükler / katılım… Adalet, yargı ve kurumlar… Tüm bu alanlarda ezmeden yöneten, sömürmeden üreten bir düzen değişikliğine gitmemiz, bunu planlamamız ve halkımızla birlikte başarmamız gerekiyor. Evet ülkemizin siyasi iktidardan önce sistemin yenilenmesine ve rejimini koruyarak düzen değişikliğine ihtiyacı vardır. Sistemi yenilemek, düzeni değiştirmek için siyaset öncü görevlerini ve sorumluluklarını üstlenmelidir.