Türkiye’nin öncelikleri ile NATO’nun gündemi taban tabana zıt

NATO Dışişleri Bakanlarının 28-29 Kasım’daki toplantısı geniş bir gündemle toplandı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in düzenlediği basın toplantısında belirttiğine göre gündem özetle “Ukrayna’daki durum, Çin’in zorlayıcı politikalarına karşı geliştirilecek önlemler ve Ortadoğu’da savaş” idi. Stoltenberg, “üye ülkelerin Ukrayna’nın NATO’ya katılımına giden yolu destekleme kararlılıklarını yinelediklerini” vurguladı. Bu toplantıda ele alınan konulardan birisi de NATO-Çin ilişkileri ve örgütün Asya’ya doğru genişlemesiydi. NATO Genel Sekreteri, “Çin düşmanımız değil ama Çin’in zorlayıcı politikalarının güvenliğimiz üzerindeki etkisi konusunda dikkatli olmalıyız” diye konuştu. Stoltenberg NATO’nun bu konuyla ilgili yaklaşımını şöyle özetledi: “NATO, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın bölgesel bir İttifakı olarak kalacaktır. Ancak karşılaştığımız zorluklar küreseldir. Bu nedenle, Hint-Pasifik’tekiler dahil olmak üzere ortaklarımızla, değerlerimizi ve çıkarlarımızı savunmak için daha yakın çalışmamız gerekiyor”.

NATO Genel Sekreteri’nin bu vurguları, İttifak’ın küresel bir savaş aygıtı olma yönelimini ve esas hedefinin Çin olduğunu açık bir şekilde bir kez daha ortaya koyuyor.

ATLANTİK’İN DÜŞMANI, TÜRKİYE’NİN DOSTU

Atlantik İttifakı için Rusya ile savaş, Çin’i alt etme hedefinin herhangi bir şaşırtıcı tarafı yok. Ama Türkiye için durum nasıl? Rusya ve Çin, Türkiye’nin en önemli iki dış ticaret ortağı. Ama bundan daha önemlisi Türkiye’nin ulusal güvenlik tehditlerine karşı mücadelede müttefiği konumundaki devletler. Türkiye için bir numaralı güvenlik sorunu olan İkinci İsrail koridoruna karşı mücadelesinde müttefiklerinin Rusya ve İran olduğu ortada değil mi? Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin kuzeyine ve oradan Akdeniz’e açılacak ve bir sonraki aşamada Türkiye’yi ve İran’ı da bölmeyi hedefleyen İkinci İsrail koridoru projesinin, Astana ortaklığının sağladığı uluslararası zeminde bozulduğunu unutmayalım. Aynı şekilde 30 yıllık Ermenistan işgalini sona erdirip Karabağ’ın kurtarılmasını sağlayan zemini de Rusya-Türkiye ortaklığı sağlamıştır. Bugün Gazze’deki ABD destekli azgın İsrail saldırılarını durdurmak için en aktif diplomasi yürüten ülkelerden biri Çin. Türkiye bu konuda, Çin, İran ve Rusya ile aynı safta aynı amaç için çaba gösteriyor.

Gelelim, Türkiye için en hassas cephe olan Doğu Akdeniz’e. Şu soruya yanıt vermeliyiz: Türkiye’ye karşı tehditlerin yoğunlaştırıldığı Doğu Akdeniz’de, ABD-İngiltere-Yunanistan-İsrail eksenine karşı müttefiklerimiz kim?

Amerikalı uzmanlar, ABD’nin Karadeniz’de kalıcı bir NATO gücü bulundurarak bölgeyi Rusya, Çin ve İran’a yönelik bir sıçrama tahtası olarak kullanmak istediklerini yazıp çiziyor. ABD’nin, Rusya-Türkiye ortaklığı sayesinde bir barış denizi durumunda olan Karadeniz’i istikrarsızlık bölgesi haline getirme çabalarına karşı direniyoruz. En son bu konuyu Deniz Kuvvetleri Komutanımız kuvvetli ifadelerle açıkladı. Peki Türkiye’nin stratejik öncelikleri arasında yer alan bu mücadelesinde yanında kimler var?

HER TAVİZ YENİ VE DAHA BÜYÜK TAVİZLERE YOL AÇIYOR

Kısacası, Türkiye NATO’nun üyesidir ama NATO’nun düşürmeye çalıştığı hedeftir. NATO’nun hedefinde yer alan Rusya, Çin, İran Türkiye’nin ulusal güvenliği için ittifak yapmak zorunda olduğu ülkelerdir.

Ankara’nın izlediği politikanın, karşı karşıya bulunduğumuz bu tehditleri değerlendiren bir stratejiye göre oluşturulmadığı ortada. Son örnek, İsveç’in NATO’ya üyeliği konusu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NATO Dışişleri Bakanları toplantısında İsveç’in NATO’ya katılımı ile ilgili TBMM’deki onay sürecinin birkaç hafta içinde tamamlanacağını ABD’li mevkidaşı Blinken’e söylemiş. ABD Dışişleri yetkilisine dayanarak Reuters konuyu haberleştirdi (Reuters, 29 Kasım 2023).

Hatırlayalım, Amerikalılar, “Bizden F 16, sıcak para musluklarını açmamızı istiyorsunuz. O zaman siz de Finlandiya ve İsveç’in üyeliğini onaylayın bakalım” demişlerdi. Finlandiya Nisan’da onaylandı, İsveç yolda. Ama F 16 konusunda ufukta bir gelişme yok. Sıcak para musluklarını açma konusunu ise Amerikan yönetimi, Türkiye’den isteyeceği başka başka tavizlerin yolunu açmak için kullanıyor. ABD’nin Türkiye’nin egemenliğini hiçe sayan uygulamalarını sineye çekip, “Atlantik ile uzlaşma” arayan çizgiyle elde edilecek hiçbir şey yoktur. Dahası bu politika Türkiye’nin mevzi üstüne mevzi kaybetmesine neden olmaktadır.