Vergi ya da imar barışı yerine, milletle barışın!

20 Haziran 2016 tarihinde, 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel’in vefatının ilk yıldönümünde Antalya’da “Hoşgörüyle bir ömür” isimli anma etkinliği yapıldı.

O tarihlerde Konyaaltı Belediye Başkanı olan Sn. Muhittin Böcek’in ev sahipliğinde, S. Demirel’in çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış çok sayıda karikatüründen oluşan bir sergi açılışı düzenlendi. Ardından rahmetli E. Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin, Demirel’in Başdanışmanı Dr. Aylin Cesur ve benim de konuşmacı olarak katıldığım bir de panel düzenlendi.

Gerek o sergiyi gezerken, gerekse panelde yapılan konuşmalarda, rahmetli Demirel’in hoşgörüsü ve demokratik saygı ve sabrına hepimiz bir kez daha hayran olduk, kendisini hayırla ve rahmetle yadettik.

***

Bunu anlatmamın nedeni, son yıllarda milleti ve devleti kapsayıcı ve kucaklayıcı bir makam olan ve olması gereken, Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten R. T. Erdoğan’ın kendisine karşı yapıldığını öne sürdüğü hakaretlerle ilgili yüzlerce hatta binlerce dava açmış olmasıdır.

Kuşkusuz ki, hiçbir kişi ve/veya makam sahibi, kendisine haksız ve hukuksuz olarak, hakaret, iftira veya sövgü yapılmasını kabul etmez, edemez.

Ancak, demokrasilerde ağır eleştirilerin, hicivlerin, ironik benzetmelerin daha geniş bir anlayışla ve demokratik bir hoşgörüyle, sabır ve iyi niyetle karşılanması yöneticilerden ve siyasi kişiliklerden beklenen geniş yürekli bir davranış yöntemidir.

İşte yukarıda bahsettiğimiz sergideki çok ağır hiciv ve eleştirileri de içeren yüzlerce karikatürden hiçbiri için dava açma ve/veya gazetecileri cezalandırma yoluna rahmetli Demirel’in hiç gitmediği, gitmeye tenezzül bile etmediği, örneğini onun için verdim.

***

Toplumsal uzlaşma, karşılıklı diyalog ve hoşgörü için, demokratik, sabır ve anlayış çok önemli bir haslettir.

Son yıllarda topluma hakim kılınmaya çalışılan nefret söylemlerinin, kamplaştırıcı, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı söz ve tavırların, giderek karşılıklı hoşgörü ve anlayış ortamının ortadan kaldırılmasına neden olduğuna üzülerek tanık oluyoruz.

Bu ortamın düzeltilmesi için, en büyük sorumluluk kuşkusuz ki devletin başına yani Sn. Cumhurbaşkanı’na düşüyor bence.

Siyasi rekabeti, husumete ve adeta düşman kamplara dönüştürecek bir nefret dilinin siyasete egemen olmasına ve gölge düşürmesine mani olunmalıdır.

***

Ancak Adalet Bakanlığı’nın, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün, Cumhurbaşkanına hakaretten dolayı açılan davalarla ilgili olarak yayınladığı verilere bakıldığında (Bkz. www.dogrulukpayi.com) şaşırtıcı ve çarpıcı bilgilerle karşılaşılıyor maalesef.

Bu verilere göre 1986-2018 yılları arasında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan (TCK madde 299) açılan davalardaki sanık sayıları aşağıdaki gibi gerçekleşmiş vaziyette.

Yukarıdaki veri ve tablolardan da açıkça görüleceği üzere, R.T. Erdoğan’ın açtığı hakaret davalarında 17 bin 406 sanıktan, halihazırda, 5 bin 863 vatandaş mahkum edilmiştir. Son 2019-2020 yıllarında bu trendin devam etmediğine dair bir emare de yoktur orta yerde.

Burada yapılması gereken, vergi barışı, imar barışı vb. yerine acilen milletle barışma olmalıdır.

Bunun yöntemini, usulünü ve üslubunu da en iyi kendileri bulup değerlendirmelidirler diye düşünüyorum.