El parası ile düğün olur mu?

Memleketimizin ağacı, ormanı önemlidir. Sadece bunlar mı, bir küçük böceği, bir çimeni, el kadar otu önemlidir. Şu Kazdağları mevzuu da bundan önümüzdedir.

Türedi solcularımızın sabah akşam cilaladığı, bir başbakanının çorabına, bir valisinin donuna tutulduğu Kanada’dan, yamyam ötesi bir şirket gelmiş, memleketin madenine çökmüş.

Vatandaşın tepkisi haklıdır. Üç otuz para için kim memleketin temiz havasından, suyundan, doğasından vazgeçer?

Ancak bir de madalyonun öbür yüzü var. Eylemlere önayak olan dernek, AB’den yüklü miktarda bağış almış. Öyle ki derneğin gelirinin yüzde 77’si AB fonlarından geliyor. Yani, dernek Avrupalıların parası ile iş yapıyor desek hiç de abartmış olmayız.

Bu konuyu TGB gündeme getirdi. Normal şartlar altında bir karşı açıklama gelmesi gerekirken, bunun yerine TGB’ye yönelik bir iftira kampanyası başladı. Saldıranların kimler olduğuna bakınca işin içinde başka bir hesap olduğunu kestirmek güç değil.

Emperyalizme karşı savaşın her cephede şiddetlendiği dönemlerde bu tip saldırılar yoğunlaşır. İşbirlikçi odaklar, yalan kampanyaları ile geniş kesimleri milli güçlere karşı kışkırtmaya çalışırlar. TGB, bu insafsız iftira çemberinden güçlenerek çıkacaktır, mücadele birikimi ve şuuru bunun için yeterlidir.

ASIL SORU

Ancak, tüm bu gürültü içinde asıl tartışılması gereken konu kaynayıp gidiyor: Emperyalistlerden alınan paralarla çevrecilik yapılabilir mi?

Bu sorunun yanıtını ekolojist hareketin öncülerinden, Yeşiller Partisi kurucusu Savaş Emek özetle şöyle veriyor: “Emperyalizm olgusunu görmeyen bir çevreci hareket, emperyalistlere hizmet eder”.

Gelelim özel olarak altın madenleri konusuna. Bu konudaki emperyalist müdahaleyi ilk deşifre eden isim Necip Hablemitoğlu idi. Hablemitoğlu, Bergama’daki altın madenine karşı örgütlenen eylemleri fonlayan Alman vakıflarını tespit etmiş, Almanya’nın bu işi özellikle kaşıdığını söylemişti. Gerçeği söylemenin bedelini canı ile ödedi.

Hablemitoğlu vakasından öğrendiğimiz şudur: AB fonları (her ne sebeple gelirse gelsin) doğrudan emperyalizmdir ve onlarla mücadele de doğrudan emperyalizm ile mücadeledir. Bu iş anlatıldığı gibi “çiçek böcek işlerinden” ibaret değildir, ucu büyük miktarda paraya ve hatta soğuk bir namluya kadar uzanır.

GÜRÜLTÜ VAR, YANIT YOK

Şu halde, “şehit vermiş bir mücadele” adına, hiç değilse soru sorma hakkımız olmalıdır değil mi?

Madenler nasıl çıkarılmalı, kimin tarafından çıkarılmalı soruları biraz daha bekleyebilir. Ama “Alman parası ile çevrecilik, hayır işi, siyaset olur mu”, sorusu acildir.

Muhataplarımızın bu soruya yanıt vermeye niyetleri yok. Hepsinin ağzında kuru sloganlar. Laf kalabalığı çok, ama asıl soruya yanıt yok!

Belli ki otuz yıllık “fonlanma”, hâlâ açıkça ifade edilemeyecek kadar utanç verici bir iştir. Bu arkadaşlar da yaptıkları ahlaksızlığın farkındadır. Arzu ettikleri şey, herkesin kendileri gibi olması, ahlaksızlığın norm haline gelmesi olduğundan, ayıplarının açık edilmesi hoşlarına gitmemektedir.

Ellerindeki medya olanakları ile yarattıkları terör, en saygın zihinleri bile bulandırabilmektedir. Emperyalistlerden para almak ne zaman “tartışılabilir” bir konu haline gelmiştir? Devrimciliğin en temel ilkelerinden birinde ısrar etmek ne zamandan beri “indirgemecilik” olmuştur? Şu halde PKK’nın Amerikan silahı ile donatılmasına da itiraz etmemek gerekir. Öyle ya, sonuçta IŞİD ile savaşılmaktadır, silahın kime ait olduğunu sormak da “indirgemecilik” olacaktır

İyi niyetli dostlarımıza anımsatalım: Doğrular bakışınıza göre değişebilir, ama gerçek bir tanedir: Kimin parasını alırsanız onun düdüğünü çalarsınız. Amacın aracı meşru kıldığını iddia etmek kirlenmenin, çürümenin en ileri boyutudur.

Bakın yazının hiçbir yerinde “ağaçlar kesilsin” demedim, sonuna kadar doğanın ve yaşamın yanındayım. Ama ben ne dersem diyeyim, cebimde gavurun koyduğu tek kuruş yok; boğazımdan bir tek ihanet lokması geçmedi... Gelin en önce bu noktada anlaşalım, ondan sonra yurdumuzun ağacını, madenini konuşalım.