Luis Bunuel’in burjuvaziye bedduası

Bu hafta vizyon filmlerini pas geçip, sinema tarihinden bir klasiğe, “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği”ne (Le charme discret de la bourgeoisie) bakalım... Gerçeküstü sinemanın en önemli yaratıcılarından Luis Bunuel ustanın 1972’de 72 yaşındayken çektiği bu ünlü film, bir süredir dijital platform Mubi’de yer alıyor ve bizi o eski sinema duygusunun sıcak kollarına çağırıyor. En iyi yabancı film dalında Oscar sahibi olan, “Gerçek klasik, zamana meydan okuyandır” sözünün kanıtı niteliğindeki “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği”, düşlerin ve burjuvazi taşlamalarının harmanlandığı, kilise, ordu, diplomasi gibi kurumları alaya alan bir başyapıttır neresinden bakılsa. İspanyol yönetmen Fransa’da çektiği filmde, “Sinema duygular, düşler ve içgüdü dünyalarını anlatmak için en iyi araçtır” şeklindeki başlıca inancının karşılığını vermektedir tam anlamıyla.

BURJUVAZİNİN KORKULARI VE KARA MİZAH

Film, Ravel’in “Bolero”su gibi, tekrarlar üzerine kuruludur. Tekrarlanan, bir grup burjuvanın çeşitli denemelerine rağmen bir türlü yemek yiyememesidir. Randevular verilir, günler karıştırılır, gidilen restoranlarda işletme sahibinin ölmesi gibi aksilikler olur, konuklar geldiğinde ev sahipleri sevişmek için ortadan kaybolur, çevrede tatbikat yapan askerler yemek salonunun ortasına dalar vb. Bu arada baskıcı bir Güney Amerika ülkesi olan Miranda’nın Paris büyükelçisi devrimci bir grubun tehdidi altındadır. Kısacası Bunuel, kirli işlere de bulaşmadan duramayan burjuvazinin tüketememek, aç kalmak, sevişememek, terörizm, devrim gibi korkularını kara mizahla örülü olarak boca eder üstümüze. Bölgenin papazının, “Kilise artık çok değişti” diyerek bir yandan da asgari ücretle bahçıvanlık yapmaya başlaması, şoförün martini içmeyi bilip bilmediğini test edilmesi ya da kahramanlarımızın kendilerini bir anda sahnede bulması gibi olaylar, “gerçekçi gerçeküstülüğün” senfonisiyle karşı karşıya bırakır seyirciyi.

ÖLÜRKEN BİLE JAMBON…

Bunuel, 1962’de çektiği “Mahvedici Melek”te, görkemli bir konakta verilen bir daveti anlatmıştı. Konuklar geliyor, dışarıdaki normal yaşamı unutuyor ve nereden geldiği belli olmayan koyunlarla beslenmeye başlıyorlardı o filmde. Bir gün akıllarına dışarı çıkmak geliyor ama bunu bir türlü beceremiyorlardı. Söyledikleri ilahilere karşı dışarı çıkamıyorlar, koyunlar ise gelmeyi sürdürüyordu.

“Burjuvazinin Gizli Çekiciliği”nde de benzer bir öykü anlatılır, olayları birbirine bağlayan semboller ve çok iyi yazılmış diyaloglarla tadına doyulmaz bir taşlama gerçekleştirilir. Burjuvaların iki yanı çayır çimen asfalt bir yolda yürümelerinin tekrarlanması, yapamamak-becerememek ve iz bırakamamak halinin tekrarlanmasının dışavurumudur adeta. Henry Miller’ın deyimiyle, “Katolik kilisesinin tüm ilahilerinden daha temiz olan Luis Bunuel bedduaları” da aynı şekilde film boyunca tekrarlanır durur. Öyle bir lanet vardır ki burjuvazinin üstünde, ölürken bile masada duran jambonu yemeye çalışmaktadır!

Din adamının bahçıvan kıyafetiyle geldiğinde evden kovulması, papaz cüppesiyle geldiğinde ise el üstünde tutulması gibi vurgular ve saptamalarla sınıfsal ikiyüzlülüğe dikkat çeken ve bunu üstün bir oyuncu (Fernando Rey, Stephane Audran, Jean-Pierre Cassel, Milena Vukotic vd.) yönetimiyle gerçekleştiren Bunuel, bir zihniyet analizi ve otopsisi gerçekleştiriyor “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği”nde. Bunu öncelikle üzüm yiyerek değil, bağcıyı döverek yaptığını da önemle belirteyim.