Sözleşmeli tarım ve üretici birlikleri

Tarımsal ürünlerin işlenmiş olarak tüketiciye ulaştırılma düzeyi arttıkça, üretici (çiftçi) ve ürün alıcıları (sanayici, tüccar, ihracatçı vb) arasındaki ilişkilerde de önemli değişikler ortaya çıkmıştır. Bunlardan en yaygını sözleşmeli tarımdır. Öyle ki, tüm dünyada kasaplık piliç, süt sanayi gibi sektörlerde üretimin tamamı sözleşmeli sistem haline gelmiştir. Maalesef, kapitalist sistem içinde doğan ve gelişen bu modelde üretici edilgen ve dezavantajlı durumda kalmıştır. Ancak ülkeler tarım politikaları çerçevesinde sözleşmelerin adil ve etik olarak düzenlenmesi ve gerçekleşmesi için yasal düzenlemeler yapmışlardır. Bunun yanında öne çıkan bir önlem de üreticinin örgütlenerek alıcılar karşısında eşit bir pazarlık gücüne sahip olmalarıdır. Nitekim en kapitalist dünyada yer alan ABD ve Avrupa Birliği'nde bunun başarılı örneklerini görmekteyiz.

TÜRKİYE’DE SÖZLEŞMELİ TARIM

Türkiye’deki sözleşmeli tarım uygulamaları ve sorunlarını incelemek üzere tarafımdan yapılan bir proje 1997 tamamlanmıştır. Projeye sahip çıkan olmamış, fakülte olanakları ile sadece bir rapor olarak yayınlanabilmiştir. Ancak, proje yapım aşamasında ilişki içinde olunan ABD’deki bir araştırma kurumu çalışmayı genel projesine dâhil etmiştir. Kurumda 1998 yılında yayınlanan çalışma raporu, ABD’nin tarım ekonomisi alanında bir arama motorunda 2001-2008 arasından 2359 sayısı ile en çok indirilen 30 çalışma arasında yer almıştır. Tarafımdan bu konuda dünyada kaynak gösterilen birçok çalışma yapılmıştır. 2016 yılında 234 sayfalık, tüm çalışmalarımı içeren bir kitap 500 adet yayınlanmışsa da yarıya yakını depoda kalmıştır. Sözleşmeli üretime karşı ilgisizliğin işareti sayılabilecek bu açıklama yanında Türkiye’nin geçmişinde sözleşmeli tarım konusunda çok başarılı uygulama yapan bir ülke olduğu da bir gerçeğine de işaret edelim. Günümüzde yok edilmiş olsa da Türkiye’de pancara dayalı şeker üretiminin, üretici örgütü, kamu kurumu işbirliği ile üretici ve tüketici yararına işleyen başarılı bir sözleşmeli tarım örneği olduğunu hatırlamakta yarar vardır. Türkiye’de özellikle bitkisel üretimle ilgili Tarım Satış Kooperatiflerinin oluşturduğu köklü ve yaygın bir pazar yapısı varken, 2004 yılında Avrupa Birliği'ne (AB) uyum gerekçesiyle 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri yasası çıkarılarak bu alanda örgütlenme başlatılmıştır. 2020 yılı bakanlık verilerine göre 350 bin üreticinin üye olduğu 867 birlik ve dokuz merkez birliği bulunmaktadır. Başlangıcından beri karşı olduğumuz ve yatırım yapması söz konusu olmayan ve piyasada bir etkinliği olmayan bu örgütler, bir tür toplu pazarlık fonksiyonu yüklenerek sözleşmeli üretim modeli içinde etkin ve yararlı duruma gelebilirler.

SÜT ÖRNEĞİ

Türkiye’de 5200 sayılı yasa ile 309 birlik altında örgütlenen 258915 üretici ile en yaygın örgütlenme süt sektöründedir. Bu birlikler Süt Üreticileri Merkez Birliği altında örgütlenmiştir. 2006 yılında Ulusal Süt Konseyi oluşturulmuş ve konseye yıllık süt fiyatlarını önerme yetkisi verilmiştir. 2015’de ise bir yönetmelikle süt üretiminde sözleşme zorunlu hale getirilmiştir. 2020 yılı için konsey tarafından önerilen fiyat 2.3 TL/litredir. Uygulama incelendiğinde birliklerin sorunlu sözleşmelerin hazırlanması ve fiyat saptanmasında doğrudan etkili olacak bir yapıda olmadığı açıktır. İlgili yönetmeliğin amacını belirten 14. bendi olan 5. maddede “sözleşmeli üretim kapsamında, üyeleri adına örnek tip sözleşmeler düzenlemek ve bununla ilgili faaliyetleri koordine etme” gibi belirsiz bir görev ancak en son sırada yer almıştır. Örneğin ABD ve AB’ de süt sanayinde kooperatifler (yüzde 60-90 oranında) hâkimdir. ABD’de bu kooperatiflerin önemli bir bölümü doğrudan pazarlık kooperatifidir. Yani sütün fiyatı başta olmak üzere sözleşme koşullarının saptanmasında üretici adına hareket etmektedirler. AB’de kooperatifler önemli ölçüde üretici sütünü alıp işleyen bir yapıdadır. Süt kotalarının kaldırılması ile üreticiler kendi kooperatifleri ile sözleşme yoluna gitmişlerdir. Bu da etkin olmayınca Almanya ve Hollanda'da oluşturulan süt üretici birlikleri (boardlar) 2006 yılında Avrupa Süt Boardunu (European Milk Board) oluşturmuşlardır. Günümüzdeki bu yapı Avrupa düzeyinde süt arzını düzenleyerek fiyat üzerinde etkili olmayı amaçlamaktadır. Hedef Avrupa'nın her bölgesinde üreticilerin süt maliyetlerini karşılayacak bir süt fiyatıyla karşılaşmalarıdır. Örgüt 2015 yılında 2012-2020 arasında uygulanacak bir süt paketi oluşturmuştur. Pazara müdahale amacıyla bir "Pazar Müdahale Paketi" uygulanmakta olup 2012 yılından beri süt maliyet çalışmaları yapılmaktadır. Halen AB'de yedi ülkenin katıldığı bu sistemde bir pazar indeksi hesaplanmaktadır. İndeksinin 100'ün üzerinde olması süt fiyatlarının maliyetleri karşılayacak adil bir fiyat olduğu anlamındadır. İndeksin yüzde 7.5, 15 ve 25’e düşmesine göre üç aşamalı bir işleyiş söz konusudur. İlki erken uyarı durumu, ikincisi kriz durumu üçüncü durum ise, süt arzında kesinlikle bir azaltmaya gidilmesi gereken aşamadır.

NE YAPILMALIDIR?

Örnek olarak incelediğimiz Süt Üretici Merkez Birliğinin temel görevi, üyeleri adına çiğ süt fiyatı başta olmak üzere sözleşmelerin tüm teknik ve ekonomik koşulları konusunda alıcılarla pazarlık yapmak olmalıdır. Bu amaçla birlik yapısı içinde ekonomist, süt teknoloji uzmanları ve hukukçuların yer aldığı ilgili yetkin bir birim oluşturulmalıdır.

Benzer bir görev diğer üretici birlikleri içinde söz konusu olmalıdır. Bu sistemde üreticileri üye oldukları birlikler yoluyla alıcılar (komisyonculuk kesinlikle yasaklanmalıdır) karşısında pazarlık gücüne sahip olacaklardır. Üretim dönemi öncesinde yapılması gereken sözleşmeye dayalı bu model yoluyla üretimi özendirmek, gerektiğinde kısıtlamak için fonksiyonel bir yapı da ortaya çıkaracaktır. 5200 sayılı yasa ve ilgili yönetmeliklerle desteklenerek çiftçilerimize örgütleri (birlikler) yoluyla pazarlık gücü kazandırmak her türlü desteğin ötesinde, sadece onlara değil, tüketici ve genelde de ülke tarımı için rasyonel bir çözüm yolu olacaktır. Bu şekilde üretici birlikleri ne yapar, sorusuna da güçlü bir yanıt verilmiş olacaktır.