Yapay zeka tehlikesi

Dört beş yıl kadar önce Financial Times’ta Henry Kissinger’ın uzun bir röportajını okumuştum. Biliyorsunuz kendisi, yakın siyasi tarihe damga vurmuş bir isim, 20. Yüzyıl’da sadece ABD’nin değil tüm Batı’nın dış politikası belirleyen kişilerden biri.

Gazeteci, “Batılı dışişleri bakanları arasında başarılı bulduğunuz biri var mı” diye sorduğunda Kissinger, küçümser bir eda ile “başarılı bulduğum biri yok, kim olduklarını bile bilmiyorum” diye yanıt veriyor.

Sebebini ise şöyle açıklıyor: “Başarı yirmi yıl sonrasının sorunlarını görüp onun için oyun kurmaktır. Biz sosyalist blokun çözülmesi için otuz yıl önceden büyük planlar yaptık, başarılı da olduk. Şimdikiler sadece günlük sorunlarla ilgileniyorlar.”

Gazeteci “peki bugünden baktığınızda geleceğin en önemli sorununu ne olarak görüyorsunuz” diye sorduğunda, Kissinger hiç tereddüt etmeden “yapay zeka” diye yanıt veriyor. Kissenger’a göre yapay zeka ve insansız savaş alanındaki gelişmelerin insanlığa etkilerini kestirmek hayli güç, “hayatımın geri kalanında bu konu üzerinde çalışmak istiyorum” diyor.

ZEKADAN ÖNCE AHLAK

Bu sözlerin üzerinden henüz beş yıl geçmeden, Kissinger’ın kast ettiği türde gelişmeler yaşanmaya başlandı. Kontrolsüz yapay zekanın pek de uzak olmayan bir gelecekte insanlığın sonunu getirebileceği yönünde bir görüş hızla yaygınlık kazanıyor. Yapay zekanın devletler (veya şirketler) tarafından kötüye kullanımının dünya güvenliği için ciddi bir tehdit haline gelebileceği söyleniyor.

Yaşamın Geleceği Enstitüsü adlı bir kuruluş, ileri düzey yapay zeka deneylerinin durdurulması için bir çağrı yaptı ve imza kampanyası başlattı. Kampanyanın imzacıları arasında Twitter’ın yeni sahibi ElonMusk, Apple’ın kurucularından Steve Wozniak ve YoshuaBengio, StuartRussell gibi yapay zeka alanındaki önemli bilim insanları da var.

Grubun talebi çok açık: Bir yapay zeka modülü geliştirilmeden önce onu kontrol edebilecek teknoloji geliştirilsin ve ahlaki/yasal çerçeve oluşturulsun.

Bu, son derece makul ve gerekli bir hamle olarak görünüyor. Çünkü hızla ilerleyen teknolojiye ahlaki bir dizgin vurulmazsa, kısa bir süre sonra dünyanın zenginleri yoksullara çöp muamelesi yapmaya başlayacaklar. İnsanın fiziksel emeğine de zihinsel emeğine de ihtiyaç duyulmayan, savaşların bile sadece insansız araçlarla yapıldığı bir dünyada yoksulların (daha açığı çalışan sınıfların) yaşamasına bile gerek kalmayacak!

Türkiye, yapay zeka ve insansız (otonom) araçlar konusunda dünya liginde oynayabilen bir ülke. İşin ahlaki çerçevesinin çizilmesinde de başrolü oynaması gerekiyor. Çünkü teknoloji geliştirebilen ülkeler içinde sömürge ve yağma geçmişine sahip olmayan az sayıdaki örnekten biri de yine Türkiye. Yeni teknolojilerin zaten adaletsiz olan dünyayı daha da kötü bir hale sürüklememesi için ülkemize büyük sorumluluk düşüyor.

VATAN PARTİSİ’NİN SEÇİM TERCİHİ

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Milli Hükümet önerisi ile Cumhur İttifakı’na katılma talebinde bulunduklarını ancak, bu önerilerinin kabul görmediğini açıkladı. Perinçek, bu koşullar altında partisinin genel seçimlere kendi listeleri ile bağımsız olarak gireceğini, hiçbir ittifaka katılmadıklarını ve destek vermediklerini söyledi.

Perinçek, Millet İttifakı’nın ABD’nin aparatı olduğunu uzunca bir süredir söylüyor. Partisinin Cumhur İttifakı’na kabul edilmemesini ise ABD’nin baskısına bağlıyor, “Cumhur İttifakı ABD baskısına boyun eğdi” diyor.

İttifakları özendiren bir seçim sistemi içinde ittifaksız yarışa girmek cesurca bir hamle. Ancak öte yandan, yine aynı sistem, küçük partileri de sonuçlar üzerinde son derece etkili hale getirebiliyor.

Vatan Partisi’nin arasına kesin bir mesafe koyduğu, “bölücü” olarak nitelediği Millet İttifakı partileri ile yan yana gelmesi çok zor. Ama seçim sathında artık bir muhalefet partisi olarak yer alacağı da anlaşılıyor. Bu muhalefetin dozunu ise şimdiden kestirmek güç.