Zarif bir intihar önerisi

Tunca Arslan

Tunca Arslan

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Halit Refiğ, Türk sinemasının köşe taşlarındandır. “Gurbet Kuşları”, “Haremde Dört Kadın”, “Vurun Kahpeye”, “Teyzem”, “Karılar Koğuşu” gibi önemli yapımlara imza atmış, sinemamız için kafa yormuş, düşünceleriyle de öne çıkmıştır. Sinema anlayışı tartışılır, politik yaklaşımı tartışılır, filmleri beğenilir ya da beğenilmez ama tartışılamayacak şey Refiğ’in kalıcı izler bıraktığı ve onun yok sayılmasının sinema tarihimizde büyük boşluk yaratacağıdır.
Öte yandan Refiğ’in filmografisi, ciddi bir zaafı, dikkat çekici bir lekeyi de içerir. Bilindiği üzere Refiğ, son filmi “Köpekler Adası”nı (1996), meşhur Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın parasıyla çekmişti. Şimdi kapısına kilit vurulan, yöneticileri ya tutuklu ya firari olan Fetö ini bu vakıf, yüzbinlerce doları önüne dökerek Halit Refiğ gibi bir değeri bile baştan çıkartmayı, kandırmayı başarmıştı.
Marksizme inanan, Atatürkçülükten taviz vermeyen, ulusalcılığına laf söyletmeyen, antiemperyalist tavrıyla bilinen Halit Refiğ, Ulusal Kanal ekranları dahil, “Fethullah Gülen, sizin bildiğiniz gibi biri değil...” demekten hiç vazgeçmedi, Türkçe Olimpiyatları’nın ardındaki “sevgi dili”ni dünya için tek umut ışığı gördüğünü ilan etti. 2009’da aramızdan ayrıldığında Gülen, “Türk sinemasının ve tefekkür dünyamızın mümtaz şahsiyetlerinden, vefalı dost ve değerli fikir adamı Halit Refiğ Beyefendi’nin ebedi âleme intikalini büyük bir teessürle öğrenmiş bulunmaktayım...” diye taziyede bulundu.

ANACAK MIYIZ, ASACAK MIYIZ?

Halit Refiğ’i ne yapacağız, nereye koyacağız... Anacak mıyız, asacak mıyız? Fethullah Gülen’e mi kulak vereceğiz, Silivri zindanında kaleme aldığı anma yazısında, “Halit Refiğ’in milli sineması, aşkın, namusun ve vatanın isyanıdır; paranın saltanatına isyan! Bir aşk, namus ve vatan ustası, ayaklarını Doğu topraklarına basarak, aşka, namusa ve vatana tecavüz eden Batılı zalimlerin karşısına dikilmiştir. Halit Refiğ’in sinemasında ezilenlerin birleşmesi, âşıkların birleşmesidir; namusluların bir olmasıdır; vatanseverlerin cephe tutmasıdır” diyen Doğu Perinçek’e mi?
Birileri ortaya çıkıp, hele de Aydınlık sayfalarında, “Halit Refiğ Fetöcüdür, onunla ilgili bir yazı nasıl yayımlanır, sayfalara nasıl çöreklenir...” falan derse, sanırım karşısına ilk dikilecek kişi Doğu Perinçek olur. Refiğ, Fetöcü falan değil, bizimdir çünkü.

EDEBİYATÇIYA YAĞLI URGAN

Benzer durum şimdilerde Selim İleri için söz konusu. Ferhan Bayır’ın Aydınlık Kitap’taki derinlikli röportajı üzerine iki üç müptezelin yazıp çiziktirdiklerinin hiçbir önemi yok elbette... Ama deneyimli şair-yazar, bu sayfaların yöneticisi Seyyit Nezir’in, “Ama o da Zaman’da yazarlık yapıyordu... Kerime Nadir’i övüyordu” gibisinden zayıf bir söylemle linç kampanyasına gaz vermesini anlamak ve kabullenmek mümkün değil. Bunun, Cemal Süreya adını taşıyan bir dernek üzerinden de yapılmaya çalışılması ise en hafif deyimle tuhaf. Zaman’daki yazarlığına kendi isteğiyle son veren Selim İleri’yi Fetöcü ilan edip önüne yağlı urgan atmanın, Fetöyle mücadeleye de Türk edebiyatına da Aydınlık’a da hiçbir yararı yok. Selim İleri, beğenseniz de beğenmesiniz de edebiyatımızın kalıcı bir değeri ve onu edebiyat dışı ölçütlerle, “hiç okumadan” yok saymaya kalkışmak beyhude.
Her açıdan çok zarif bir insan olan Cemal Süreya, Turgut Özal’a nefretini bile Muzaffer Buyrukçu’yla birlikte intihar önerisinde bulunarak dile getirmiş, “Gelin halkın önünde, üçümüz birlikte intihar edelim/ Ülkemiz sizden kurtulsun, biz de bir işe yaramış olalım” demişti.
Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’nin değerli yöneticileri... Nefretinizi, zarafete çevirin! Madem öyle, yağlı urganları bırakın, Selim İleri’ye birlikte intihar teklifinde bulunun. Bir işe yarayın, biz de kurtulmuş olalım.